19) Tasavvuf Üzerine
Sevgili canlar, İslam’ı sevmemi ve seçmemi sağlayan tasavvuf üzerine de birkaç kelam dökeyim, birkaç yorum yapayım, birkaç yanlışı düzelteyim, birkaç doğru söyleyeyim, bir iki de hakikat haberi vereyim istedim, bu bölümü açma gerekliliği gördüm. Safım belli zaten, düzenli bir Mesnevi okuru olduğumu söyledim, Mevlana üstüne düşündüklerim de neredeyse her bölümde bir kere değinmemden, yerleştirdiğim küçük hikâyeciklerden apaçık ortada. Dünyada kabul görmüş gerçektir, edebi eserler arasında Mesnevi’nin üstünlüğü tartışmaya bile açılmaz. Tasavvufî öyküler klasmanında Bostan ve Gülistan da iyidir; ancak o bir basamak altta kalır, Mesnevi’nin dengi olamaz. “Kardeşim zaten konuya giresin de yok gibi, bırak şu tasavvuf işlerini, hiç girme. Tasavvuf İslam’a ait değildir, doğudan, Hint mistisizminden, Budizm’den geçmiştir. Milleti de yanlış yola sokma!” Bu türden iddiaların dillendirilişine sıkça rastlıyorum; zırva bunlar. Tasavvuf Hintlerden, Budizm’den falan geçmiş olamaz, göçebe der...