Ekşisözlük Notlarım - İnsana ve İnsanlık Değerlerine Dair

Böyle bir başlık açıyorum çünkü kendimizi keşfetmek ve daha iyiye evrilmek elbet hayatımızın amacı fakat belki burada da insanlar okur, güzel yönde fayda sağlar ve iyi işler yapmalarına vesile olur. Yaradan’ın iradesi yeryüzüne hâkim olsun diye... Bu başlık ben orada yazdıkça güncellenir. Sıralama son girilenden ilke doğru olacak. İnanç - siyaset - insan olarak üçe bölüp üç ayrı ana başlık hâline getiriyorum; yayınladığım üç kitaptaki üzere.

 

--- rüya

yılanlar neden her ezoterik ilimde şeytanı temsil eder, düşündünüz mü? yılan her ezoterik ilimde şeytanı temsil eder; çünkü göz kapakları yoktur, bu da demektir ki uyuyamaz. uyumayınca rüya da görmez hâliyle. oysa hakikatin giriş kapısı rüyalardır. anlayacağınız yılan şeytandır, çünkü bu madde boyutuna mahkûmdur ve asla hakikatle ilişiği olamaz.

insanoğlu kendini çok yanlış tanıyor, daha doğrusu tanımıyor. kâinatta ne varsa insanın kendisinde var o zaten. insan dediğin kâinattaki her şeye erişebilecek bir nesne. şöyle benzeştireyim; tıpkı dizüstü bilgisayar gibi. biz internete bilgisayardan bağlanıyoruz. internette ne varsa, bize ait değil ancak bizden de ayrı değil, yani bizim bilgisayarımızda da o var demektir. elbette kendimize özel olanlar da var; örneğin bilgisayara kendimize uygun olan programları kurup kullanırız, bunlar bize özeldir. geri kalan her şeyse internette, evrensel. işte aynı şekilde işte, insan bir dizüstü bilgisayar gibi hem kendini izlemekte hem de tüm internet diyarını; fakat çoğunluk bunun bilincinde değil.

 


--- her şeyin kötü gittiği dönem

iyinin kötünün ne olduğuna çabuk hükmetmemek gerek. insan kısa süreli düşündüğü için kötü dediğinin aslında onu o yapsın diye yaşamak zorunda olduğunu anlamakta zorlanıyor. eğer insanlara örneğin önündeki on yılı seçme ve her istediğini yaşama şansı verilseydi elbette hepsi daima iyi diye etiketlediği işleri seçecek be bu yüzden de kendilerini hayatın doğal akışından olduğundan daha kötü bir yere çıkaracaklardı. hiç bir şey olmadı, çok iyi seçimler yaptılar diyelim, asla zorluk yolunu seçmeyecekleri için ruhta zerrece gelişimi sağlayamayacaklar, nasıl geldilerse öylece geri gideceklerdi. insanı geliştiren dayanabildiği zorluklardır, çiçekli yollar değil.

fakat elbette insan ateşin içindeyken acının etkisiyle düşünür, ateşten çıkınca nerede olacağını değil. o yüzden zorluğu kaçınılmaz. bana kalırsa bu tür dönemler adına en faydalı öğreti zen budizmi. vaktiyle kendim faydasını gördüğümden depresyonda olduğunu gördüğüm kimselere bol bol eckhart tolle tavsiye ediyorum bu sebeple. şimdinin gücü kitabı zaten kendisinin evsizken yazdığı bir kitap. üstelik daha ikinci kitabı daha da iyi; var olmanın gücü. pdf'i de yaygın zaten, zor günler geçirenler bir köşeye çekilip şans verirse kendi adlarına iyi olabilir. acıyı azaltmaz ama acıyı nasıl algıladığını değiştirir.

edit: kaderin olduğu hâliyle akmasının neden iyi olduğuna dair bay kader diye eski bir film vardı yahu, orijinal adı da mr. destiny. belki filmin birine faydası dokunur.

 

--- insan

"dünyada hiçbir canlı insandan değerli değildir" diyen bir ilkel beyinli olarak, insanın ne olduğunu anlatmak isterim. beşeriyet, yani yeryüzünde yürüyen âdemoğlu insan değildir, önce onda anlaşalım. iki ayak üstünde yürümek, kimseyi insan yapmaz. insan demek ruh demektir; eğer âdemoğlu ruhtan habersizce, hayvan gibi dürtülerine uyarak yaşıyorsa tabiata ait canlılardan yalnızca bir tanesidir. fakat yok, en azından dürtülerini kontrol etmeye başlamış ve ruh yoluna girmişse, o zaman insanlaşmaya başlar.

dünyada hiçbir canlı insandan değerli değildir; buna beşeriyet de dâhil. insan olmak tüm yaradılışın ana amacıdır. yeryüzündeki canlılar insan olmak üzere sıra bekleyen ruhlardır esasında. fakat sıra geldiğinde ve beşeriyet elbisesi giydiklerinde insanlık kazanmış olmazlar. âdemoğlu olmak insan olmaya açılan kapıdır. o kapıdan geçen insanlığa erişir ve yukarı yükselir. geçemeyense tekrar sıraya alınır. hani pir sultan abdal 'tevhid' eserinde şöyle söyler: "göl içinde çarha döner / susuzluktan bağrı yanar." işte çarha dönmek bildiğim kadarıyla budur işte. göl ise dünya.

insan olan diğer canlıları incitmez zaten. tam aksine onların acılarını dindirir, tutup ayağa kaldırır. hiç yolda gördüğü kediyi, kuşu tedavi etmek üzere alanı görmediniz mi? peki, başka bir canlı diğerinin acılarını üstlenir, dindirmeye çalışır mı doğada? yapmaz elbette. bunu sadece insan yapar.

dolayısıyla buradan anlayın ki diğer canlıları gereksiz yere inciten, insan değildir.

 

--- ben beden miyim yoksa ruh muyum sorunsalı

oshu bu konuda şöyle sorar: "ırmak akıyor, deriz. oysa akan ne? ırmağın kendisi akıştır. ortada sadece akış vardır." mevlana da aynı şeyi farklı olarak şöyle söyler: "kardeşim ancak fikirdir varlığın / gerisi et ve kemik bir yığın." muhammed mustafa da aynı şeyi söylemiş esasında, "nefsinizin sizler üstünde hakkı vardır." demiş. demek ki ortada bir sahiplenen bir de sahiplenilen var. insan sahiplendiği şey olamaz. gözsündür ama aynı zamanda sen gözün değilsindir, midesindir ama aynı zamanda sen mide değilsindir. bunlar sana hizmet eder fakat o zaman sen nesindir? mevlana bunun daha da detayına girer ve der ki: "nasıl ki testiyi ayakta tutan içindeki boşluktur, işte senin de varlığın aynı şekilde yokluktur." işte osho ve mevlanayı bir arada ele alınca görüyoruz ki insanın ben dediği sadece bir hayalden ibarettir.

ancak esas soru o zaman ortaya çıkar: bu hayali gören kimdir?

 

--- tanrının insana verdiği en büyük ceza

kendisinden uzaklaştırmak -veya kendisinden uzaklaştırdığını zannettirmek-. 'cennetten sürgün' budur işte.

 

--- ruh diye bir şeyin olmaması

materyalist kesimin en büyük zırvasıdır bu. yaradılışta sonsuzluk egemenken, bu âlemin ötesi nice âlemlerle dolu iken insan neden kalkıp da kendini bu nokta kadar maddesel gerçeğe hapis kılar ki? yanlış anımsamıyorsam dalai lama idi söyleyen -veya tibet'ten başka bir budist ruhsal önder olabilir-, "batılılara acıyorum, onların dünyası çok küçük." demişti. elbette materyalist olan batı adamın ne dediğini anlamadı, muhtemelen de doğulular yenildiğinden adamın bir kuyruk acısıyla böyle bir laf ettiğini düşündüler. fakat adam doğru söylüyordu. insandaki ruh yeterince genişlediğinde değil dünya, o büyüklüğüne inanamadığın galaksiler bile küçücük kalır. âlemler insan için seyirdir, fakat dünya dediğimiz dershaneye yollananlar tutar da ders öğrenmesi için yollandıkları bu yere ve içlerine girdikleri etten bedene âşık olurlar, gözleri bunlardan başkasını görmez olur. eh, buraya duyulan aşk da şehvet gibi hevesini aldığında çabucak söner. sonra? sonrası ya doyumsuzca hep daha fazlasını arayış ya da depresyon işte. bu nedenle materyalizm asla huzur getirecek bir ideoloji, bir anlayış değildir. çünkü huzur ruhtadır.

 

--- kutsal meslekler sıralı tam liste

kutsallık meslekte değildir, kutsallık niyettedir. niyet hakk'a ve onun için halka hizmet olursa her türlü iştigal edilen iş kutsallaşır; çünkü son kertede niyet o'dur. fakat niyet paraya, şöhrete kavuşmak gibi benliği öne alan bir hedefi içerdiğinde hiçbir iş kutsal olmaz. isa mesih bu durumu şöyle açıklamıştır: “bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. ikiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır." (matta 6) yani amaç benliği yüceltmek olursa en kutsal olabilecek eylemler bile kutsallık niteliğini yitirir.

 

--- adem

bir de kaygusuz abdal'dan dinleyelim:

bu âdem dedikleri
el ayakla baş değil
âdem mânâya derler
surat ile kaş değil.

gerçi et ve deridir
cümlenin serveridir
hakkın kudret sırrıdır
gayre bakmak hoş değil.

âdem mânâ-ı mutlak
âdemdedir nutk-u hak
âdemden gafil olma
o hayal ya düş değil.

âdem gerek su gibi
arı olsa arınsa
âdem oldur ey hoca
nefsi de serkeş değil.

âdemdedir külli hâl
ilm-ü hikmet güft-ü kâl
âdem katında adem
dane-i haşhaş değil.

âdem odur ey hoca
gıdası mânâ ola
maksud âdemden ahi
çöp veya tutmuş değil.

kendi özünü bilen
maksudun bulan kişi
hakkı bilen doğrudur
yalancı kallaş değil.

bu kaygusuz abdal’a
âşık demem dünyada
nakş-u sûret gözetir
maksudu nakkaş değil.

 

--- insanların paraya tapması

kısmi olarak doğru bir önerme fakat gerçeğin tam hali anlaşılsaydı bu başlık 'insanların surete tapması' şeklinde açılırdı. zaten ademoğullarının tapımı esas olarak ego-nefs-benlik dediğimiz yapısınadır, para veya övgü veya alkol veya macera veya seks düşkünlüğü ancak bunun farklı yansımalarıdır.

 

--- rolex ikilemi

tespiti yapan arkadaşımızı kutlarım, harika bir tespitte bulunmuş. gerçekten aslında insana yönelen bakışlar çok nadiren onun gerçeğine yönelmiş bakışlardır. insanlar kendi zihinlerinde yarattığı imajlara bakarlar genelde. dolayısıyla 'fakir' olarak zihinlerinde kodladıkları bir insan, bu imajı yalnızca bir saatle değiştiremez, işin aslı ona bakanların zihnindeki kodlamayı değiştirmesi gerekir önce. yani onları zengin olduğuna ve o saate erişim sağlayabileceğine bir şekilde ikna etmelidir. tabii bu iknayı da dışarıyı zorlayarak değil, en önce kendini ikna ederek yapar ancak. ne zaman ki insanlar onu kafasında 'zengin' diye, 'değerli' diye kodlamaya başlar, işte o zaman koldaki rolex değer ifade eder.

aynı durum her yerde geçerlidir. dünyanın en ünlü kemancılarından biri bir deney için metro istasyonuna gider ve sanatını orada icra eder. tek bileti 3000 dolardan giden bu sanatçı iki-üç saatlik bir sürede 50 dolar bile toplayamaz. sanatçının işinin kalitesi mi değişmiştir metroda? hayır, değişen ona yönelen bakışlardır. oradaki halk o sanatçının değerli biri olabileceğine imkân vermediğinden sanatının değerini de kavrayamaz.

burada açığa şu çıkar: insanlar çoğunlukla kaliteyi yargılayabilecek yeteneklere veya göze sahip değildir; o nedenle karşısında duran insanı yargılar. aslında dünyasal başarı genellikle kendini pazarlamakla kol kola gider. eğer kendinin değerli biri olduğuna veya olabileceğine insanları ikna edebilirsen, yaptığın işin değeri ikinci sırada gelir.

halk aslında karşısındaki insanı görmekte değildir, karşısında kendi kafasında kurduğu imajı görmektedir. bunun ne demek olduğu anlaşıldığında insanın kendi içinde yaşadığı birçok sorun, kendine yaşattığı birçok çözülür gider.

 

--- onca zorluğun arasında mağaraya resim yapan tip

her şeyi egosal menfaat temelinde algılayan, bedenin ihtiyaçları ve zevklerinden başkasını bilmeyen beşerin asla anlam veremeyeceği insandır. bu dünyanın, suretin dışına taşacak faaliyetlerde bulunmak ibadettir. ruhu ferahlatan, beşerî yönden uzaklaştıran ne varsa ona eğilmek ve onu uygulamak iyidir çünkü ruha yaklaşacak eylemlerde bulundukça insanlığa yükselir, erişir. yoksa iki ayak üstünde yürümekle insan olunmaz, yemek-içmek, çiftleşmek maksadından ibaret bir yaşam beşeri insan yapmaz.

 

--- hiç yaşlı deli olmaması

aklının kontrolünü yitiren insanlar endişe, gam, keder, dert, tasaya gömülmediklerinden ötürü çabuk yaşlanmaz, çektikleri çilelerin çokluğundan da çok yaşamazlar.


--- kendi suratına tükürmek

insan olarak hepimizin sık sık yaptığı bir iştir. bu dünya bir dershane ve bizler kendi değer yargılarımıza, sözlerimize, başkalarına getirdiğimiz eleştirilere bağlı olarak sınavlara tâbi tutuluruz. eğer bir insan kendi söylediklerinin aksini yapıyor ise istemeden de olsa kendi suratına tükürüyor demektir. yok sözü sağlam, dediğini yapan bir insansa, o zaman dürüst ve inanmış olduğu için ruhta yükselmenin yolu ona açılır. bu nedenle hepimizin başka insanlara karşı yargı ve eleştirileri, bir nevi kendimize yaptığımız yargı ve eleştiridir, kendi sınavımızı zorlaştırmaktır. anlayışlılık hâli, güzel insan olmanın temelidir; üstelik kendi suratımızı da kendi ağzımızla yıkamamış oluruz.

 

--- değersizlik hissi

önden yorumumu yapayım, zaten değersiziz be kardeşim. kendimize atfettiğimiz önem ve değer tamamen yine kendimize göre. ne zaman ki sonsuz olana ulaşırsın, o zaman değer kazanırsın. yoksa beşer, en fazla doğadaki diğer canlılar kadar değerli.

 

--- mükemmeliyetçilik

peter parker'ın amcasının sözü gibi bir sözüm var. “büyük insan yoktur, büyümüş insan vardır.” belki bir gün biri vurursa ölürken başımda dikilen birine bunu son söz olarak, mükemmeliyetçi olmamasını telkin etmek için söyler ve son nefesimi veririm. fakat "ne diyon dayı? dayı sayıklıyo." diyecek birine denk gelip ziyan olma ihtimaline karşılık buraya da yazayım. belki burada biri okur ve "mükemmeliyetçi zihin yapısı, düzgün bir iş yapmanın önünde engeldir." diye düşünür, ibret alır.

 

--- ahlak

doğada insanoğlu haricinde ahlak üretmiş bir canlı bulamazsın. çünkü peter parker'a amcası diyor ya hani, "büyük güçle, büyük sorumluluk gelir." diye. işte aynı sebepten, insanoğlu da en büyük kötülüğe ve en büyük iyiliğe imza atabilecek tek varlıktır. işte bu nedenle insanın belli sınırlar arasında tutulması tüm canlılar adına zorunluluktur. eğer ahlak kuralları bir gün ortadan kalksa, artık önemsenmese o zaman diliminde yaşayan herkes dünyanın ne çabuk cehenneme dönüştüğünü kendi gözleriyle görür.

 

--- nefs

ego-nefs-benlik; bu üçü aynı yapının farklı dillerle tanımlanmasıdır. elbette aralarında ufak farklılıklar vardır, ancak kabaca aynı şeye işaret ederler. bizi 'ben' yapan her şeye. görüntü, isim, milliyet, din... insanın kendini tanımladığı ne varsa o ego-nefs-benliğe tâbidir. genelde olumsuz olarak kullanılır, fakat aşılması için önümüze engel olarak konmasaydı herhangi bir gelişim de olmazdı.

gerçi peygamber ego kısmını nedendir bilmem daraltmış, çünkü benliğin arapçada tam karşıtı enaniyettir, nefs değil. nefs isteklere işaret eder. muhammed mustafa neden böyle bir tercihte bulundu, emin değilim. halkın işini kolaylaştırmak için olsa gerek. hani bir bedeviye yalnızca beş teklifle gidiyor ya, aynı şekilde.

 

--- iyilik ve kötülük

insanlarda iyilik ve kötülük hakkında gayet dar bir bakış açısı hâkim. birine yardım ettiniz mi, tamam bu iyilik, diye düşünülür. gerçekten öyle midir? örneğin aşırı koruyucu bir babanın çocuğunu evden çıkarmaması, her ihtiyacını sağlaması iyilik midir? çocuğa kalsa öyle. çocuğun aklı sınırlıdır, geleceği hesaba katmaz ancak her yetişkinliğe erişmiş kişi bilir ki babanın yaptığı kötülüktür. hem de büyüğünden. çocuğu yaşamdan soyutlamakta, ayakları üstünde durmasını engellemektedir. çocuk vakti gelip yaşama entegre olmaya çalıştığında bunu anlayacaktır; fakat o arada koca bir yaşam elinden kayıp gitmiş olacaktır.

askerlerini zorlayan disiplinli bir komutan, askerin gözünde kötüdür. fakat savaş zamanında kurtulma ihtimali en yüksek olanlar da bu komutanın askerleri olacaktır, yani yaptığı iyiliklerin en büyüğüdür. asker bunu algılayamaz çünkü bedenin gelişmesi aklın gelişmesi değildir. çocuk iyiliği kötülüğü nasıl değerlendirir ise aklını geliştirmemiş, çocukluk aklının üstüne koymamış yetişkin de öyle değerlendirir, günlük, hatta anlık olarak. o an zevk alacağı bir şeyse, iyidir; onu yoran, zahmet çektiren bir şeyse kötüdür. oysa bir işin iyi mi kötü mü olduğu ancak geniş zamana yayıldığında ortaya çıkar.

 

--- aşk

insanlar arasındaki baskın çoğunlukla şehvettir de aşk zannederler. yere mensup insanlar göğün yaşantısına hâkim olmadığından, göksel olanı yersel olana uygulamaya çalışır da bozarlar. sonra sorarlar bir de: "e hani âşıktı bana? neden böyle oldu?" öyle oldu çünkü ne o sana âşıktı ne de sen ona.

Yorumlar