Ekşisözlük Notlarım - Topluma ve Siyasete Dair
Böyle bir başlık açıyorum çünkü kendimizi
keşfetmek ve daha iyiye evrilmek elbet hayatımızın amacı fakat belki burada da
insanlar okur, güzel yönde fayda sağlar ve iyi işler yapmalarına vesile olur.
Yaradan’ın iradesi yeryüzüne hâkim olsun diye... Bu başlık ben orada yazdıkça
güncellenir. Sıralama son girilenden ilke doğru olacak. İnanç - siyaset -
insan olarak üçe bölüp üç ayrı ana başlık hâline getiriyorum; yayınladığım üç
kitaptaki üzere.
Önemli Not: Buradaki konular ruhla ilgili bilgiler verdiğim konular gibi değil; göreceli bir bakış açısıyla yazılmış konulardır.
Siyaset, insanların arasını açan en büyük etkenlerden biri. O nedenle belirtme gereği hissediyorum, kimse burada yazanları onaylamak, kabul etmek zorunda değil. Fakat bu konular üstüne yazıyorum çünkü benim esas alanım siyaset bilimidir. Daha üniversiteye başlamadan siyasetle ilgili onlarca kitap okuyup bitirmiştim bile. Bunlar arasında da beni en çok etkileyen Ali Şeriati'ydi; sınavdaki yüksek puanıma rağmen gidip siyaset bilimi seçmemde büyük etkisi olmuştu. Üstelik yüksek lisans tezimi de anarşizm üstüne yapacaktım; buna hazırlanıyordum. Fakat insan, insanları tanıyınca siyaset bilimi alanında fikirleri de büyük değişikliklere uğrayabilir.
Bu nedenle buradaki konuları bir siyasi ideoloji fanatiği gibi değil de ılımlı bir tavırla okuyup üstüne düşünecek olanlara faydalar sağlayabilir. Fakat neticede aynı sonuca ve/veya sonuçlara varmak zorunda değilsiniz; farklı ve hatta tam zıt şekilde düşünebilirsiniz de. Bu iş siyasetin doğasında vardır.
--- turan birliği
batıda şeytanîleşmiş bir kültüre entegre yaşam tarzı, güneyde çoktan beri
yozlaşıp işlevselliğini yitirmiş, nesne ve dünya tapıcılığına dönüşmüş maddesel
dindarlık ve uzakdoğu'da tepe noktasına vurmuş olan inançsızlık varken ruhtan arza
yansıyan rahmetin yayılacağı bir öğreti üstüne kurulmasının elzem olduğuna
inandığım birliktir. elbette bu birlik dünya ayrılığı yaymak için, "ırk
üstünlüğü" falan gibi zırvalar üstüne kurulacak bir birlik değil,
türklerin ruha ve tasavvufa yatkınlığı sayesinde yaradan'ın iradesini dünyaya
yayma misyonu üstlenecek, ırkçı temelden uzak, kendisine hizmet edici her tür
insanı kucaklayacak bir birlik olmak zorunda.
yanlış anlaşılmasın, "yaradan'ın iradesini dünyaya yaymak" kısmı
ele kılıç alıp gaza edelim anlamına gelmiyor. ali'den akan gizli âlem ilimleri,
geçmişte ahmet yesevi yoluyla orta asya'da yayıldı, hacı bektaş-ı veli ve
ahilik kanalıyla ise anadolu'dan balkanlara dek uzandı. gelip geçen yüzyıllarda
yozlaşmış olsa dahi, uzun bir dönem boyu dünyada insanların sığınağı ve
korunağı oldu. bugün de dünyaya bu türden bir birlik yozlaşmaya set çekmesi
açısından zorunlu; fakat bu dönemde artık eskimiş öğretilerden fayda
sağlayamayacağımız da açık. dolayısıyla yeni öğreti şart. ve bu öğreti de
geçmişte halka din öğretme yolu olan mezhepçi anlayışa dayanmayacak, doğrudan
yaradan'ın iradesini yansıtacak.
bunun da tek yolu ali'nin ilmine ulaşabilecek ve bu ilmi yaymaya kabiliyeti
olan bir ruhsal önderdir. materyalistlerin inandığı aksine hiçbir iş öylece
yeryüzünde olup bitmez, her işin aslı önce gökte gerçekleşir ve oradan dünyaya
yansır. ayağına taş değse bile böyledir, devletlerin kurulup yıkılması şöyle
dursun. mevleviler sema ederken bir eli göğü, bir eli yeri gösterir, dikkat
edin, bu 'gökten aldık, yerdekilere saçıyoruz' anlamındadır. fakat böyle yapan
yalnızca gök ehli değildir, baphomet'in ünlü heykeline bakın, aynı şekilde bir
eli göğü bir eli yeri işaret eder. çünkü o bile alacağı ne varsa gökten almak
zorunda. tek kaynak var, başka nereden alacaksın?!
dolayısıyla öncelikli olan öğretidir, önce o kata ulaşıp ilim alacak, tüm
işleri yöneten şah'ı razı edeceksin ki dünyayı adına o değiştirsin. yoksa
hiçbir varlık madde âlemde bir şey yapıp etme kudretine sahip değil, öyle
görünmesi sadece illüzyon. devletlerin tümü allah’ın eseri, roma da osmanlı da
abd de türkiye cumhuriyeti de. bunların ayrı temellere dayanıyor olması kimseyi
yanıltmasın, mesele din değil. her dinin dindarı o'nu kendi safında göstermeye
çalışıyor da bunlar boş iddialar, o'nun dini falan yok, gönderdiği
peygamberleri var, ilmini gökten alan. aydınlık-karanlık bile fark etmez,
kaynağı o'na dayamayı öğrenen alacağını alır. alıntılıyorum, "kulum
ellerini kaldırıp bir puttan veya benden başkasından bir şey istediğinde, ben
yine de onun istediğini veririm." çünkü tek kaynak o'dur.
işin zor kısmı dünyayı değiştirmek değil, onu yapabilecek olan zerre değil
zaten. zor olan şah'ı razı edecek kişinin çıkıp gelmesi. bunun için önce ilmin
kaynağına, göğe uzanacak, oradan aldıklarıyla tutarlı bir öğreti oluşturacak,
üstelik bu öğretinin de halk içinde bir uyum sağlayarak kaosu azaltması gerek.
asıl olan uyumdur, kaosa hizmet eden hiçbir öğretiye sırt dayanamaz. abd
karanlık ilim temelleri üstüne kuruludur; ancak içlerindeki uyumu liberalizm ve
'özgürlük' temasıyla yakaladılar; uyumları devam ettiği sürece de tepede
kalırlar. ne kadar uyum varsa o kadar başarı sağlanır; temel kural uyumdur.
yani hepimiz bir gün toplansak, el ele versek ve belli kararlar üstünde
anlaşsak ve bir süre boyunca çatışmasız istikrarı yakalasak, tıpkı kendini
salınca denizin üstünde duran beden gibi yükseliriz. şimdi aramızda çatışma
var, o yüzden batıyoruz.
işte olur da ilmini gökten alacak ve bedende akıl görevini görecek bir
ruhsal önder arada uyum sağlayacak bir öğretiyle çıkagelirse "ister
isteyerek, ister istemeyerek" etrafında birleşecek beden parçalarıyla
dünyevi başarı çok hızlı biçimde gelir. olmaz dedikleri olur; onlar ister
istesin ister istemesin.
edit: şurayı iyice açıklayalım: turan birliğinde türk kimliği ırkçılığa
mahal vermeyecek derecede farklı kültürlere ve dinciliğe ve mezhepçiliğe mahal
vermeyecek derecede çeşitli inançlara ev sahipliği yapacaktır; fakat
avrupa'daki çokkültürlü ve toprağı bile savunmayacak topluluklar aksine birliği
bir arada tutacak tek çatı vardır. abd'nin yapısına benzer bir federasyon
kurulabilir.
türk-kürt çatışması, alevi-sünni çekişmesi türünden saçmalıkların ancak
böyle büyük bir birlik kurup birliğe dâhil ülkelerin bölgelerini
eyaletleştirmek yoluyla aşılabileceği inancındayım. bunun turan birliği olma
sebebi ise çokkültürlü abd'nin istese de sahip olamayacağı şeye sahip olmak:
tek çatı. bugün abd işgale uğrasa toplumun yarısı ülke için savaşmayacaktır.
dolayısıyla abd tarihte türklerin devamlılığına sahip olmayacak. elbette
şirketler daha da güçlenip devletleşme sürecine geçerse bu dediğim tüm
devletlerin kaderi olacak, fakat o başka konu.
--- milliyetçilik
daha ilk sağlık sorununda şirketi tarafından kıçına tekme yiyeceğini
düşünmeden, kendisine yedirildiği şekliyle şirketlerin yönettiği bir dünyayı
idealize ve hayal edenler tarafından sayfalarca faşizm olarak adlandırılmış
siyasal ideoloji. bunlar yahudiler tarafından kurulmuş küreselci anlayışın
kurbanları; bunlara kalsa onları goyim olarak adlandıran ve ağı hayvanının bir
tık üstünde gören yahudi elitler ile epstein dosyalarında belli demonlara sunu
olarak bebekleri ateşe verdiği, çocuklara tecavüz etmek için canlı canlı
dişlerini çektiği ortaya çıkan elitler dünyanın en şeker adamları. değil mi ya,
canlarım benim.
gerçekte ise milliyetçilik milleti temel alır ve kendi milletini,
topraklarını, haklarını korumayı, milleti yükseltmeyi amaç olarak ele alır.
aşırıya kaçıldığında da diğer milletleri ezmeyi hedef edinir. çok kısa ve basit
bir tanım oldu ama özü budur.
bölücü müdür; diğer tüm politik sistemler kadar. milleti türk-kürt-arap
diye bölmek hakikate ne kadar aykırı ise müslüman-hristiyan-yahudi diye ayırmak
da o kadar hakikate aykırıdır ve paralı-parasız diye ayırmak da o kadar
hakikate aykırıdır. allah hakikatinde ayrımlar yoktur, yalnızca
"insan" vardır; tüm ayırmalar ego-nefs-benlik sonucunda oluşur.
fakat madem ki ego-nefs-benliğin ve ayrılığın vatanı olan dünyadayız,
öyleyse insanı düzeltmeye kendi komşumuzdan başlayacağız ve komşumuzu kendimiz
gibi sevip sayacağız. bunun sonucu da milliyetçiliktir işte. bugün biz komşuluk
nedir unutmuş durumdayız çünkü yıkıcı muhafazakâr iktidar tüm ahlak değerlerini
yıkıp yerine bir dinin kurallarını yerleştirmek istedi. gayet de başarılı oldu;
bu yüzden şimdi millette din var; dindarlık tavan yaptı ama yıktıkları şeyden
ötürü de toplumun hiçbir kesimi ahlakı önemsemez durumda. dindarı-dinsizi;
hepsi ahlaksız artık. "insanlık değeri de neymiş, bize din yeter"
diyerek hareket edersen olacağı budur; ya ne olacaktı?
muhafazakârların milliyetçiliğe karşı çıkışı da çocuk savı sanki.
"ırkçılık = şeytanın yaptığı" diye bir şey yerleştirmişler dillerine,
hep aynı şeyi tekrar ediyorlar. dincilik şeytan işi değil zaten; melekler bölük
bölük taliban'a katılmaya mı iniyor? ırkçılığın günahları milliyetçiliğe mâl
edilemez; nasıl taliban'ın afganistan'da kadına ettiği zulmü muhammed
mustafa'ya, kilise'nin yaktığı insanları isa mesih'e yazamaz isek. eğer
yazabiliyorsak dinsel yönetimlerin günahları kat kat fazla çıkar ve yine o
zaman milliyetçilik tercih etmemiz gerekir.
milliyetçiliğin emperyalizmin sebebi olduğunu yazmışlar, işe bak ki
emperyalizme en sert karşı çıkışı da milliyetçilik sergilemiştir. dünyada
gelmiş geçmiş en güçlü ve köklü imparatorluklardan olan osmanlı devleti'nin
başındaki adam emperyalistler topraklarını işgal ederken sarayında beşinci
karısına düğün yapıyordu ve aynı gün milliyetçi kadro o toprakları kurtarmak
için kan döküp can veriyordu; işte aradaki farkı bu kadar açıktır.
ey halk, biraz üzerine düşünün ki size sağlık hizmetini hangi ideoloji
sağlar? eğer hasta olunca abd'deki gibi sokaklara düşmek istemiyorsanız ya
milliyetçiliği ya da solu desteklemeniz gerekli; şirketlerin hâkim olduğu bir
dünyayı değil; kendinizi düşünün biraz. fakat nasıl olmuşsa halktan kimseler
abd'ye gidip de çok çalışırsa elon musk seviyesinde zengin olabileceklerine
inandırmışlar kendilerini. kardeşim, öyle bir şey yok, onlar kendi yazdıkları
başarı hikâyeleri, bu kadar saf olmayın.
din temelli yönetimde halk önemli değildir; halk üst kadrolara engel
oluşturursa hemen değiştirilebilir. osmanlı bunu çokça yaptı; bugün de örneğin
suriyelilere tanınan tüm haklar aynı minvaldedir, demografik değişimi amaçlar.
toprağınıza sahip çıkmak istiyorsanız, milliyetçi olacaksınız, akıllıca olan
yol bu. yoksa gelirler, almak için canınızı verdiğiniz, kanınızı döktüğünüz ve
yarın yine aynı bir durum ve savaş yaşandığında yine almak için canınızı verip
kanınızı dökeceğiniz o toprakları, işletme hakkı adı altında yüzünüze gülerek
alırlar. bugün ukrayna'daki gibi savaş çıktığında o işletmelerin sahipleri
oraları korumak için kalmayacak, paralarını dışarı transfer edip kaçacaklar.
ukraynalı toprağını almak için elini verecek, kolunu verecek, gözünü
verecek, canını verecek, sonra bir türk işadamı gidecek ve gidip plaja girmek
istediğinde bu tüccara para verecek öyle mi? yemişim öyle adaleti ben. ek not,
ukrayna'nın soğuk denizine girilip girilmemesi değil mesele, anlamayan falan
çıkarsa.
bugün geçerli olan siyasal sistemler içinde en mantıklısına devleti değil
ama yerel halkları temel alan bir milliyetçilik anlayışıyla ulaşabiliriz ancak.
öyle bir sistem kurulmadığında dünyanın hâli ortada işte. kargaşa ve kaos
hâkim.
edit: "muhafazakâr iktidar tüm ahlak değerlerini yıkıp yerine bir
dinin kurallarını yerleştirmek istedi. gayet de başarılı oldu; bu yüzden şimdi
millette din var; dindarlık tavan yaptı ama yıktıkları şeyden ötürü de toplumun
hiçbir kesimi ahlakı önemsemez durumda..."
kendi işlerime dönmüşken, yazdığım şu önerme aklıma geldi, burada haksızlık
var. bugün dünyada ahlakın yıkımını dine bağlamak haksızca olacak, çünkü en
büyük etken özellikle vietnam savaşı sürecinde yayılan devlet karşıtı hippi
hareketin ahlak karşıtı bir forma bürünmesi ve bunun hem yeni sol hem yeni sağa
sirayet etmesi, bu anlayışın bize de 80'lerden başlayarak serbest piyasa
anlayışıyla girmesidir. fakat bunu yapanlar da yine "küçük amerika
olacağız" diyen muhafazakâr ve sağ kesimdi, sol çevre de onlara ortaklık
etti; yani o kısımda bir haksızlık yok.
--- avam
uzun uzun açıklamalara girmeye gerek yok, kendini ruhani anlamda
geliştirememiş, hayvansal yönlerini törpülemek şöyle dursun bunlarla övünüp
gurur duyan, yere mensup her âdemoğlu avamdır işte. biz de kendimizi
geliştirdiğimiz kadar seçkin insan olur, geliştiremediğimiz kadar avamlıkta
takılıp kalırız.
--- sivas katliamı
muhammed mustafa, inandıkları tanrılara karşı çıkıp etrafına takipçi
toplarken bile amcaları bu türlü bir işe başvurmadı. bize anlatılanlara göre
peygamber'e saldırmış, eziyet etmeye çalışmış, fakat bir kere olsun ateşle
korkutmamışlardı. zalim dedikleri ebu leheb ile ebu cehil, belli ki dincilerden
daha vicdanlıydı.
insanlar dinciliğin kötülük potansiyelini çok hafife alıyor.
--- mezhepçilik
16. ve 17. yy'larda anadolu'nun içinden geçmiş, devasa yıkımlara sebebiyet
vermiş, bugün hâlâ bu toprakların fakir kalmasına sebep olmuş anlayış. kitap
okumaya az buçuk eğilimli kimseler, az gelişmişlik çağında türkiye isimli
kitaptan söylediğim dönemi okurlarsa ne dediğimi çok iyi anlayacaklar ve bundan
sonra mezhepçilik denen inançsal ve zihinsel illetten koşarak kaçacaklar.
muhammed mustafa'nın vefatından sonra araplar kendi içlerinde bir taht
kavgası yaşıyor, olay tarihte olmuş bitmiş ama insanların zihinlerinde bin üç
yüz yıldır devam ediyor ve bugün bile insanlar hâlâ aynı konular üstüne kavga
ediyorlar. bize ne tahtı kim kazandı kim kazanmadı? bu anlayış ne akla sığar ne
mantığa. mezhepçilik akıllı adam işi değildir.
günümüzde de şahit olduğumuz üzere bu anlayış hakikatten uzak olduğu,
hakk'tan nasiplenmediği için girdiği yeri çökertir, karanlığa sokar. bir şey
güneşten geliyorsa karanlık taşıyor olabilir mi? elbette hayır. o yüzdendir ki
adaletsizlik, az gelişmişlik, hukuksuzluk mezhepçi yönetimlerin
alametifarikasıdır. çünkü mezhepçilik ezeli ve ebedi güneşten değildir; üstelik
hakikatin düşmanıdır.
dönemimizde küresel elite karşı korunmak için daha gerekli bir siyasî
ideoloji olan milliyetçilik, aşırısı olan ırkçılık yüzünden bize dünyanın en
kötü düşünce biçimi olarak sunulurken her nasıl oluyorsa mezhepçilik onca sebep
olduğu savaşa, onca döktürdüğü kana, diri tuttuğu düşmanlığa rağmen ponçik bir
şeymiş gibi "mezhep kardeşliği" adı altında bize sunuluyor. elbette
nedeni belli, mezhepçilik küresel elite karşı sıkıntı oluşturmuyor.
eğer biraz düşünürseniz, ırkçılığın bile dincilikten daha mantıklı olduğu
sonucuna varırsınız. her ikisi de şeytandandır fakat ırkçılık en azından bugüne
bakar, bugün ile ilgilenir, mezhepçilikse geçmişe takılıp kalmıştır. o
nedenledir ki adolf hitler ırkçılığı kullanarak dünyaya meydan okuyabilen bir
devlet yarattı, oysa ki zaten her şeyin din ve mezhep temelli algılandığı orta
çağ ardından mezhepçiliğe bulaşan hiçbir devlet beli doğrultamadı. taliban
altındaki afganistan'ın durumuna bakınca adolf hitler'in yanında olmayı on kere
tercih edersin.
elbette bu yazımdan ırkçılık iyi-mezhepçilik kötü fikri çıkmıyor.
söylediğim üzere her iki algılayış da insanlığı bölüp birbirine düşürmeyi amaç
edinmiş olan şeytandandır. bu yazıdan çıkması gereken tek fikir mezhepçiliğin
asla öyle gösterildiği gibi allah'ın hakikati ile ilişkili olmadığı, öyle
anlattıkları üzere mezhepçi olunca hop diye kendini cennetin kapısı önünde
bulmayacağın idi.
edit: gözüme çarpan bir hata vardı, düzelttim, ayrıca üç dört satır daha
ekleyip yazıyı bir parça daha geliştirdim.
--- 25 haziran 2026 abdurrahman dilipak'ın haykırışı
kısaca açıklamak gerekirse, abdurrahman dilipak epstein dosyalarıyla açığa
çıkan satanist elitin planlarından bahsetmiş, halkın neden bunlar üstüne
düşünmediğini, tek düşündüğünün ekonomi olduğunu sorgulamış. birisi bana bu
yazıyı getirse de "altına imzanı atar mısın" diye sorsa hiç tereddüt
etmeden atardım. o kadar doğru yazmış nazarımca.
abdurrahman dilipak gibi bir adamın yazısı altına imza atacağım günlerin
geleceğini hiç düşünmezdim. fakat hayat işte, insana her şeyi gösteriyor.
şahsen, ritüel yapıp bebekleri diri diri ateşe veren, çocuklara tecavüz ederken
ısırmasınlar diye dişlerini tek tek çeken, bosna zamanındaki gibi insanlar ve
çocukları zevkle avlamak için para ödeyen satanist elit kesim altında dünyanın
şeytanlığa düşüşünü izlemektense ateşe girip o dünyadan kurtulmayı yüz kere
tercih ederim.
ne var ki saray islamı'nın dönem ideologlarının başında gelen ve zamanında
"benim için felluce savunması çanakkale savaşından kat kat
faziletlidir." demiş biri olarak ne etliye ne sütlüye dokunmuyor oluşu
beni hiç şaşırtmadı. ülkeyi nicedir adeta demir yumrukla yöneten kendi cenahına
eleştirisi sadece şu olmuş: "sahi, bize ne oldu? yoksa iktidar, servet ve
güç bizi sarhoş mu etti!"
vay anasını abdurrahman, o kadar sert girmeseydin yahu? adı kaç yüz kere
epstein listesinde geçen ve gündemi hızla değiştirmek için iran'ı bombalayan
sarı kafalıyla sarmaş dolaş olmak, meydanda israil'e sallarken arkada küresel
yahudi elitlerle kol kola yürümek dışında reisiniz ne hata yaptı sanki? bir de
damadıyla kızı şeytanlığın başı olan kraliyet ailesinin ülkesinde yaşıyor, o
kadar. bir de büyük israil'e yol açmak amaçlı kürdistan planlarına hız vermiş
durumda. ha bir de ülkeyi o satanist elitin elindeki şirketlere peşkeş çekmekle
meşgul. o kadarcık.
kimse kör değil. bu halk da görüyor, onlardan çalınan paranın parti
teşkilatlarında kokain olarak çekildiğini, lüks arabalara, eskortlara
gittiğini, ahlakın sizin ellerinizde can verdiğini. saray islamı'nın gereği
işte. dini ganimete, dünya malına endeklersen sonuç bu olur -ki din doğduktan
hemen sonra endekslenmiş zaten.
hiç düşündünüz mü, saray islamı ideolojisine sahip yönetimlerin satanist
elitle nasıl bu kadar arası iyi? neden abd etkisinin bulunduğu tüm
coğrafyalarda diktatörlüğü veya yeşil kuşak projesiyle saray islamı
ideolojisini tesis etti, neden belgelerde de ayyuka çıktığı üzere ışid'i, el
kaide'yi fonladı ve neden son olarak koca afganistan'ı taliban'ın ellerine
bırakıp çekip etti? sonuçta muhammed mustafa eline kılıç alıp bu ritüelleri
sonlandıran peygamber değil mi? eğer bunlar gerçekten muhammed'i seviyor olsa
satanistlerin bunlara düşman kesilmesi gerekmez miydi? düşünün.
bugüne dek satanist elite gerçekten karşı çıkan tek lider vladimir
putin'di. bir tek o gerçekleri dile getirmeye cesaret edebildi, "batılı
vampir elitin insanların etleriyle karın doyurduğu günler bitti artık."
dedi. "satanistlere karşı savaş veriyoruz." dedi. tam olarak bu
kelimelerle söyledi hem de. fakat onun da kendi emperyalist amaçları mevcut.
allah için, peygamber için bile kendi yazında küçücük bir eleştiri
yöneltecek yüreğe sahip olmayacaksın, sonra kalkıp halkı eleştireceksin.
geçiniz.
--- adolf hitler
günah keçisidir. insanlar adolf hitler gibi kaybedenleri kendi günahlarını
aklamak üzere kullanırlar. bunun gibi daha pek çok isim vardır. firavun, yezid,
ebu leheb, yahuda... bunların hepsi günah keçileridir. toplumlar suçlarını
onların üstüne boca ederek günahlarını aklarlar.
--- hilafet gelsin isterse amerikan kuklası olsun
ey ekşisözlük ahalisi... siz o lafın söylenme nedenini anlayamamışsınız.
hilafetin kaldırılmasına en çok karşı çıkan ingilizlerdir, fesli herif ingiliz
vatandaşıdır, twitter hesabı da görünüşe göre aynı cehennem çukurundan
yönetiliyor. bunlar nedensiz değil. bugün dünyanın en şeytani yapılanmalarının
başında da, epstein dosyalarında da açığa çıktığı üzere, ingiliz kraliyet
ailesi gelir. açın interneti bakın, ölen ingiliz kraliçesinin insan formuna
girmiş demon olduğuna dair pek çok iddia bulursunuz.
peki böyle bir yapılanma neden hilafet ister? muhammed mustafa'yı
sevmektedirler de duygularını dile mi getirememektedirler, veya bu herifler
aslında gizli müslüman mı, cool olmak adına çocuk kurban etme ayinleri yaparmış
gibi görünüp de gizli gizli her toplaştıklarında cemaatle namaz mı kılmaktalar?
gerçi feslinin shakespeare'in müslüman olduğu iddiası da var, gerçek adı da
şeyh pir'miş, öyle diyordu. diyordu, çünkü bu şeytan sürüsünü bu coğrafyaya
sempatik göstermek gibi bir misyonu var.
işte tüm hilafet çabaları aslında deliliğin ürünü değil, çok sinsi bir
planın parçaları. bu demon sürüsü, yine kendilerinden yapılanmaların en
önemlilerinden biri olan vatikan benzeri bir yapı kurmak amacında. talmud'u
incele, şeytandan geldiğini daha ilk görüşte anlayacağın pek çok satır
bulacaksın. vatikan'a bak, dünyanın çocuk düşmanı merkezi. puzzle'ı tamamlamak
için geriye hangi dinsel grup kaldı?
anladınız, çünkü zeki kimselersiniz. bugün taliban'ı el kaide'yi, ışid'i
israil'in kurduğu ve fonladığı açıkça epstein belgelerinde yazıyor zaten.
planları o ki hilafet benzeri bir kurum oluşturacaklar, başına da 'amerikan
kuklası' diyecekleri bir demon oturtup muhammed mustafa'nın dinini de en
tepeden kontrol altına alacaklar. yemezler.
bakın, bu bir iddia değil, gerçekliği yavaş yavaş ortaya çıkan ruhsal bir
savaş. lütfen çaylak olduğum için bu gerçek aralarda kaybolup gitmesin, kaynak
falan da önemli değil, her mecrada yayın bunu.
--- milliyetçilik
ahmet minguzzi davasıyla birlikte devlet kuran halklar adına ne kadar
gerekli olduğu bir kere daha ortaya çıkan ideoloji. yeni sol tarafından
cilalanmış modern anlayışın halk içinde adalet oluşturmadaki etkisizliği zaten
tüm dünyada ayyuka çıkmış durumda bu dönemde. devlet sahibi halkların çocukları
öldürülüyor, tecavüze uğruyor, soyuluyor, hakları yenip bir köleye itiliyorlar;
buna karşılık onları savunması gereken liderler halklarına sırt dönüyor. çünkü yoksa milliyetçi olarak görünürler, milliyetçilik kötü. elbette
milliyetçilik sütten çıkmış ak kaşık değil ancak adaletin şirazesi bu
anlayış sebebiyle tamamen sapmış durumda; bunun düzeltilmesi gerek.
--- kapitalizm
bugün yeryüzüne hâkim rezil düzen. eline iphone alınca önemli olduğunu
zanneden aç aptallar tarafından savunulur genelde. bu sistemi savunanlar ne
şerli, ne rezil bir düzen olduğunu fark etmiyorlar mı yoksa fark ediyorlar da
bir iki teknolojik oyuncağa hayatlarını mı satıyorlar orasını anlayamadım,
anlayana saygı duyarım.
--- 63 dairesi olan ev sahibi
liberalizmin dengesini yitirdiği konulardan biri işte bu barınma hakkıdır.
devletler tarafından halkın çocukları kullanılarak alınmış topraklar nasıl olup
da birilerinin peşkeş malı olabilir, bunu dünyada hiçbir adalet teorisiyle
açıklayamazsınız. 63 ev sahibi olan biri bunu nasıl hak etmiş olabilir? ne
yaptı yani, geçmişin boyları gibi belli noktalara yerleşip o toprakların
sahipliği için kanlarını mı döktüler? yoksa o evleri edinebilmek için bu
dünyaya faydalar mı sağladılar? örneğin nicola tesla altmış ev sahibi olsa buna
karşı çıkmam, çünkü kitlenin faydasına işler çıkartmıştır dünya için. oysa
binalar köyden kente göçmüş, kural tanımaz, arsız lümpen kitlenin haksızca
çevirdiği arsalar üstüne diktiği gecekonduların tapularının sağcı siyasetçiler
tarafından onlara hibe edilmesi yoluyla dikilmiş ve bu muhafazakar lümpen kitle
hiçbir şey üretmeden haksızca zengin olmuştur. lafa gelince mülk allah'ın,
realiteye gelince mülk lümpenin. liberallere göreyse güya önemli olan üretim ve
adalet, oysa bedava tapu kapmış olanların ne ürettiği konusunda ortada bir
açıklama yok. tek realite bu heriflerin belli bir noktaya diğerlerinden önce
geldikleri ve bir ev kondurdukları, sonra üretim ilişkilerine katılmışlıkları
var mı yok mu belli değil. muhafazakarların ankara'daki belediye başkan
adayının 800 evinin olduğu ortaya çıkmıştı, böyle bir zenginleşmeyi hangi akıl
kabul edebilir? bunu savunmak içi ya o şekilde zenginleşmiş birinin akrabası
veya yandaşı olacaksınız ya da akılsızın öne gideni, bunun sarası ortası
yoktur.
--- milliyetçilik
milliyetçilik ideolojisini millete bakarak tanımlamaya çalışanların hatası
şuradır ki baktıkları millet milliyetçilik esasında eğitilmiş değildir, ya
ümmetçilikle ya da batıcılıkla beyinleri uyuşturulmuş bir topluluk mevcut uzun
zamandır ülkede. durun da düşünün, milli esaslar çerçevesinde eğitilen
topluluklar mı daha güvenilesi bir yapı teşkil eder yoksa aşiretler, kabileler,
cemaatler halinde bir arada yaşayıp giden topluluklar mı? cevabı üzerine fazla
düşünmeyin, yugoslavya gelsin aklınıza.
--- liberalizm
bireyciliğin bataklık olduğunu anlayamayan bireyler tarafından yüceltilip
kutsanan ideolojidir. liberalizmin dayandığı taban olan kapitalizm on yaşına
ulaşmamış çocukları madenlere, küçük deliklerden girebilecekleri için
gönderiyordu erken döneminde, çocuk cesetleri üstünde yükseldi bu ideoloji. iş
bugün de iş farklı değil, çin'de çalıştırılan çocuklar sağlıyor batı refahını;
gel gör ki batılı bunu bilmezmiş gibi insan hakkı satıyor sağa sola. liberalizm
size sigorta vermez, sağlık hakkı vermez, bunlar hep solun silahla elde ettiği
kazanımlardır. bugün sizi on dört saat çalıştırıp gözünüzün yaşına bile
bakmıyor iseler işte hep bu bireysellik takıntısı yüzünden. şirket yaşamında
yarı köle olarak varlığını sürdürenlerin, yaşamayı unutmuş olanların kalkıp da liberalizm
savunması her zaman trajikomik gelmiştir bana.
--- siyasal islam
ülkemizde siyasal islam adı takılmış olan ideoloji aslen saray islamı'dır.
--- cengiz han
bugün sözlüğe girdiğimde tarihin en büyük 3 komutanı başlığı altında
kendisinin birçok kereler ikinci, hatta üçüncü sıraya yazıldığını görerek
şaşırdığım, sevilsin veya sevilmesin dünyada şu güne dek yaşamış en büyük
komutandır. hatta geçin komutanlığı eğer ahlak değerlendirmelerini bir kenara
koyarsak cengiz han dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı insanı sayılabilir.
dünya tarihine damga vurmuş isimler olarak onun üstünde yer alsa alsa ancak
muhammed, isa, musa, buda peygamberler yer alır. fakat bu değerlendirme hâliyle
cengiz'e haksızlık olur çünkü bu peygamberlerin elinde cengiz han'da olmayan
bir şey vardır: metafizik bir vaat. öte dünya olsun, ruh olsun; insanlara bu
dünyada görmedikleri şeyleri vaat etmişler ve taraftarlarını bu sayede
toplamışlardır. yani insanlar onları kişisel karizmalarından değil, gelecekte
elde edeceklerinin ümidiyle takip etmişlerdir. oysa cengiz han'ı insanlar
siyasette 'karizmatik kişilik' diye tabir ettiğimiz yapısı yüzünden takip
etmiştir. bu adam öyle bir nam salmıştır ki yine aynı şekilde 'karizmatik
kişilik' olarak takip edilen adolf hitler örneğin kişilik kültünü oluştururken
goebbels'ten büyük yardım almış, kitle iletişim araçlarının etkisinden muazzam
derecede faydalanmış, her hareketini bu planla, bu amaca yönelik yapmışken
cengiz han'ın öyle bir iş yapmış olma ihtimali yoktur; çünkü döneminde öyle
olanaklar yoktur. bu adam karizmatik kişiliğinin üstüne ek olarak şiddeti ve
korku faktörünü koymuş, öyle ilerlemiştir. fakat bu istisnai bir durum
değildir, onun üstünde saydığımız isimler arasında bile şiddetten yararlanmayan
sadece buda'dır. yoksa müslümanlık ve hristiyanlık da gayet kılıçla yayıldı,
musevilik ise aileden miras kalan ırksal bir din olması sayesinde varlığını
korudu. dolayısıyla tüm verileri topladığımızda cengiz han'ın gelmiş geçmiş en
başarılı insan olduğu bir gerçektir, yukarıdaki bir girdide iddia edildiği
üzere islam karşıtlığı falan değildir.
ha, o girdiği yazan arkadaşımız da tamamen haksız değil. bu dönemde cengiz
han'a duyulan hayranlığın yükselmesinde islam'a hissedilen tepkinin payı hiç mi
yok, elbette var; ancak cengiz han'ın övülmesini tamamen islam karşıtlığına
bağlamak üç dünya kupası almış pele'nin övülmesini arjantin karşıtlığına
bağlamak gibi bir şey olur. hatta, şöyle bir durum var ki tam tersine cengiz
han'ı küçümsemek arap milliyetçiliğinin bir yansıması olan islamcılık
ideolojisinin bir tezahürüdür. araplar cengiz han'a ve onun ardından gelenlere
diş geçirememenin etkisiyle bu isimlerden nefret ederler; ancak bizim nefret
etmemiz için bir sebep yoktur. islamcı cenah bu adamdan sözde döktüğü kanlar
yüzünden nefret etmektedir ancak gel gelelim aynı islamcı cenah halid bin
velid'i döktüğü kanlar yüzünden yüceltir, 'allah'ın kılıcı' namını takmıştır,
hatta iki milyon kilometrekare fethetti diye yavuz sultan selim'i veli ilan
etmiştir. oysa geçtim diğer osmanlı padişahlarını, dünya tarihinde yer edinmiş
bir komutan olmasına rağmen yavuz sultan selim bile cengiz han ile
kıyaslanamaz, en fazla cengiz'in komutanlarına denk olabilir. evet, elinde olan
onca barut gücüne rağmen bu böyledir. yani acı gerçek şudur ki cengiz ile yavuz
aynı dönemde yaşasa yavuz ancak cengiz'in emrindekilerinin eşiti olurdu,
avusturya arşidükünün osmanlı sadrazamına denk sayılması gibi.
elbette söylendiği üzere cengiz'in çok zalim bir adam olduğu muhakkak,
vicdanın kırıntısını barındırmıyor içinde. fakat onun dönemine bakarsanız hiç
kesintisiz giden karşılıklı gazalar ve haçlı seferleri görür ve din şeriatı
içinde vicdanını kaybetmiş koca koca kitlelerin tepesine böyle bir vahşetin
inmesinin nedensiz olmadığını anlarsınız. evet, evet, doğru anladınız, size
diyorum ki cengiz han allah'ın bir çalışanı, bir işçisidir, yoksa hangi sınırlı
varlık karşısına kâinatı yaratan kudreti alacak da böylesi muazzam ölçüde
işlere imza atacak? her ne kadar dualiteye inanan dindarlar bunu
kavrayamayacaksa da gerçek budur; dönemin müslüman ve hristiyan güruhu
azgınlıkları sebebiyle cengiz'i ve onun güruhunu karşılarında bulmuştur. eğer
halid bin velid'e allah'ın kılıcı diyorsanız, attila da allah'ın kırbacı payesi
taşıyorsa o hâlde cengiz allah'ın mancınığıdır. imparatorluğu otuz iki milyon kilometrekareye
yayılmış, koca koca toprakları düzleyip geçmişler yani. osmanlı'nın en geniş
döneminde topraklarının yedi milyon kilometreye ulaşmadığını düşünürseniz
neredeyse altı osmanlı eden bir toprak genişliğine ulaşmış imparatorluğun
başındaki adamı küçümsemenin ne derece haksızca ve ideolojik olduğunu
görürsünüz.
üstelik şöyle bir durum vardır: osmanlı en geniş toprak bütünlüğüne on
padişah sonunda ulaşmıştı, bu padişahlara babalarından yeniçeri ocağı ve
sipahilik kurumları kalmış, her şeyi önünde hazır bulmuşlardı. oysa cengiz
soylu bir babanın oğlu olmasına rağmen daha on iki yaşındayken her şeyini
kaybetmiş, ailesiyle açlıktan ölmenin eşiğine gelmiştir, öyle ki az bir miktar
yiyecek bulup ailesinden gizleyen bir kardeşini bu yüzden öldürmüşlüğü vardır.
yani bu derece çulsuzluktan her şeyi kendi başına kurmuş, imar etmiş, büyütmüş;
on osmanlı padişahının birlikte yaptığından çok daha fazlasını kendi başına var
etmiştir. adamı barbar diye küçümserler, mikrop nedir bilinmeyen dönemde vebalı
cesetleri şehirlere mancınıkla fırlattırarak biyolojik savaşı başlatan odur.
oysa aynı dönemden yüzyıllar sonra bile tek tanrılı dinlerin hâkim olduğu
topraklarda hastalıkları yapanın cinler, demonlar olduğu düşüncesi hâkimdi,
biyolojinin kenarından, kıyısından geçilmiyordu.
işin ilginç kısmı cengiz han, belli ki ruh âlemine kendisini
eleştirenlerden daha hâkimdir. kabileleri toplamadan önce bozkırda kutsal
sayılan bir noktaya gider, on günlük riyazet orucuna girer, yani iftarsız
oruca, onuncu günde bir kurt karşısına geçer, hiç kımıldamaz, kendini teslim
etmiştir, kurt çeker gider. bunu zafere alamet sayar. buradan anlarız ki cengiz
han yaşanan hiçbir olayın nedensiz olmadığını, her işin bir sebeple meydana
geldiğini ve bir anlamının olduğunu zaten bilmektedir, belki de sembollerin
dilinden anlamaktadır. bunu bir islam kentini fethettiğinde de görürüz. atıyla
camiye girer, minbere geçip orada toplaşmış dua etmekte olan halka hitap eder,
"ben tanrı'nın gazabıyım, doğru davransaydınız tanrı beni başınıza
göndermezdi." der. yani benim size bir iki paragraf önce söylediğim
gerçeği cengiz han zaten bilmektedir. buna karşılık taştan ibadethanelerde
hakikat arayan, daha doğrusu elini taşın altına sokmak yerine her işini allah'a
paslamaya çalışan müslüman halk bunu bilmemekte, kendi zanlarıyla hareket
etmektedir.
"allah katında insanların en kötüsü insanların şerrinden çekindiği
kimsedir." der peygamber. yaradan hakikatte bu hadisin doğruluğunu
kanıtlayan bir olay yaşatmıştı, fakat ona da girsek çıkamayız, o yüzden şu
kadarını söyleyip keseyim: cengiz han'ın akıbeti nasıldır bilmiyorum, çarkta
epey aşağılara düşmüş de olabilir, insanların zannettiği aksine yüksek bir
derecede de olabilir, bilmiyorum. fakat şurası kesin, ruhta bir yerin
yıkılmasına dair emir gelmediği sürece kimse cengiz han gibi olmamaya
çalışmamalı, çünkü hiçbir benlik onca yıkımın, onca canın günahı altından
kalkamaz. fakat cengiz han'ı küçümsemek, görmezden gelmek, utanmadan kendi
ideolojine uygun diye yine aynı türden kan dökücü adamları onun üstüne
getirmeye çabalamak da zırvalık yahu. yenmiyor yani, bilin isterim. kabul
edilsin edilmesin, hazmedilsin edilmesin, bugüne dek yeryüzündeki en başarılı
insan cengiz han'dır. ha, ruhtan bakacaksan olaya, o zaman sıralama epey
değişir, fakat sizin koymaya çalıştığınız adamlar da tepetaklak olur gider.
buda, muhammed, ali, isa, musa gibi insanların yanına ancak veliler takımından
isimleri koyabiliriz; bunlar arasında da muhammed ve ali dışında kan dökmüş
olanı da pek bulunmaz çünkü zorunluluk dışında kan dökmek kutsal yasa'da en
büyük günahların başında gelir. zaten bu iki isim de yeri geldiğinde haksızca
kan döker mi diye sınanmış, dökmeyerek sınavlarını kazanmıştır. elbette bu
farklı bir tartışmanın konusu, bunu blog'da peygamber muhammed üzerine ve ali
ve ali makamı bölümlerinde açıkladım, dileyen açar okur. cengiz han hakkında
söyleneceklere dönersek, bu kadarı yeterlidir herhalde.
--- kapitalizm
kapitalizmde insanlara en başta medya yoluyla nice vaatlerde bulunuldu,
fakat dönem itibariyle bakıyoruz ki hep sözde kaldılar. refah olacaktı; güzel
evlerin, gösterişli yaşamların reklamları yapılıyor onca yıllardır, ‘siz de
bunları elde edebilirsiniz’ mesajı verildi. sonuç; üç harfli marketler
zincirinde posası çıkıncaya kadar, eşeğin değirmende döndüğü gibi çalıştırılan
bütün bir gençlik oldu. bugün hangi şartlarımız sosyalist ülkelerinkinden daha
iyi? elektronik eşyalarımız mı? arabalarımız mı? en tepede birileri daha da
zenginleşsin diye verilen haftalık yetmiş saate, arızalanan fakat işten
çıkarılırız diye korktuğumuzdan tedavi ettirmeye bile gitmediğimiz –zaten
devlet hastanelerinde sıra bulmak da ayrı mesele- vücutlara değiyor mu? evsiz
kalma korkusuyla özgürlüğünü feda etmeye değiyor mu? sosyalizmde halkın üstünde
partinin prangası var, doğru, fakat liberalizmde de özgürlük yok, zorunlu
olarak gönüllü hizmetkârlık yapmak var. halkı on kişi varsaysak, her sistemde
ancak bir kişi evin sahibi olacak, kapitalimzde zengin, faşizmde ve sosyalizmde
parti üyesi, teokraside din adamı, geri kalan dokuz kişi ise ona hizmetle
yükümlü olacak, evinin bekçisi, bahçıvanı, ev hizmetçisi. sistemin adaletine
göre birkaç kişi de sokakta kalacak, sistem ne derece adaletsizse sokakta kalan
sayısı da o kadar fazla olacak.
ne yaparsanız yapın, kapitalist sistemde o köşkün buraları okuyanlara ait
olma imkânı yoktur, fakat diğer sistemlerden farklı olarak fakir halka
televizyondaki programlar ve reklamlar yoluyla hep bunlara sahip olabilirmiş
hissiyatı verilir, bu imalarda bulunulur; böylece ümit üzere olmaları sağlanır.
bu şekilde kendilerini zenginin yerine koyar, hayal kurarlar. bu iş tıpkı
gelecekte kölelerinin olacağı hayaliyle yaşayan köle gibidir. oysa bu hayal
paradigma içi bir hayaldir. esas olan paradigmadan kurtuluştur. kim söylemişti,
hatırlamıyorum; “roma’da kölelik kalkmaz, çünkü her köle, köle sahibi olmayı
düşlemektedir.” diye bir söz vardı. işte halk arasında bu tutum aynı roma halkı
içinde olduğu şekliyle devam etmektedir.
--- savaşların nedeni dinler ve milliyetçiliktir
tüm savaşların nedeni, bedene bağlı, ego-nefs-benlik diye adlandırdığımız
yapıdır. ego doğaya tâbi olarak, doğadaki diğer canlılarla aynı şekilde bölge
belirlemeye, bu bölgeyi savunmaya ve bunun için kavga edip kan dökmeye
programlanmıştır. din, milliyetçilik, özgürlük, demokrasi; aklınıza gelen ne
varsa hepsi bu ego-nefs-benlik dediğimiz yapıya bahanedir. bu nedenledir ki
osho bu yapının kontrolünden kurtulamayanları 'deli' diye nitelendirir, çünkü
nasıl ki vahşi hayvan tahmin edilemez ve anlaşma sağlanamaz bir yapıdaysa
insanoğlu da egonun kontrolü baskınlaştıkça bu türden bir delilik hâline
bürünür.
--- mustafa kemal atatürk
arap'ın kültür emperyalizmi olan klasik dinsel anlayışın önüne kısa süreli
de olsa set çekmiş büyük türk. yaradan kendisinden razı olsun, cennetteki
makamını yükseltsin -ki zaten razı olmuş ki mustafa kemal atatürk hakikat
âleminde yer alan, kendini kurtarmış bir zattır. kul olarak hatalar yapmış
olabilecekse de türkler olarak kendisinden razıyız.
okuyanlara bir gerçeği dile getireyim, hakikat âleminde 'baba'lık ruhani bir makamdır, bu nedenle bektaşi tarikatında dede'lik, baba'lık sıfatları çok yaygındır, bugünküler bilmese de o sıfatlar hakk katında verilir. anlayacağınız 'atatürk' yani 'türklerin babası' bilmeyen ama her ne hikmetse her şeyi bilen dinci tayfanın salladığı sıfatı öyle salladıkları üzere kendine verdiği bir sıfat değildir, hakk katından ona bahşedilmiştir. gandi'ye 'bapu' yani 'baba' denmesi de aynı şekildedir, o da yukarıdan almıştır o sıfatı. babalık, dedelik makamının üstünde bir makam daha vardır ki o da 'sevgili' makamıdır, işte muhammed'e edilen hitap aslında bu makamın ona bahşedilişidir. insanların bildiği yalnızca muhammed olsa da hakk'ın 'sevgilim' hitabına muhatap olmayı başarabilen başka erler de mevcuttur, günümüzde de gereğince çabalayıp çalışan, yaradan'a kendini adamış, insanlar arasında fark gözetmeyenler hakk'ın 'sevgilim' hitabına muhatap olabilir, yahut kendi içinde barışı getirmiş ve dünyaya da barış yayanlar isa mesih gibi hitaba erişebilir, hakeza incil'de "ne mutlu barışı sağlayanlara! çünkü onlara tanrı oğulları denecek." (matta 5:9) denir. gerekli olan yalnızca allah'a yeterince güvenerek yani iman duyarak kendini adamaktır. o elbet kulunu yükseltir, yüceltir.
--- afgan akademisyenin diplomalarını yırtması
muhteşem bir insan. evinde kıçı üzerinde oturup 'gerçek islam bu değil'
türküleri tutturanlara karşı, gerçekten insanların ilerlemesi adına fedakârlık
yapıp güzel bir davranışta bulunarak hakk katında kendisine çok güzel dönüşler
sağlayabilecek bir işe imza atmış. yaradan yolunu da bahtını da açık etsin
böylesi insanların.
--- türk
mensubu
olduğuma mutlu olduğum topluluk. sıcakkanlı, hayvanlara merhamet asli
özelliklerinin başında gelir, tasavvufun kalesidir. daha ne olsun?
halkın
yarısının batıya özenip materyalizme düştüğü, diğer yarısınınsa arap
emperyalizmini din zannettiği bir ülkede, türk ismi ve kültürü hor görülürken
bu yaşamımda kültürel milliyetçi olarak gururla dikiliyorum. yaradan'a şükür,
türk tasavvuf kültürüyle yüzümüzü ruha çevirdik.
bir gün
yaradan'ın izniyle ve yardımıyla hem batılı hem de arapçı taklitçi zihniyeti,
ikisini de aşacağız elbet.
Yorumlar
Yorum Gönder