Ekşisözlük Notlarım - Topluma ve Siyasete Dair

Böyle bir başlık açıyorum çünkü kendimizi keşfetmek ve daha iyiye evrilmek elbet hayatımızın amacı fakat belki burada da insanlar okur, güzel yönde fayda sağlar ve iyi işler yapmalarına vesile olur. Yaradan’ın iradesi yeryüzüne hâkim olsun diye... Bu başlık ben orada yazdıkça güncellenir. Sıralama son girilenden ilke doğru olacak. İnanç - siyaset - insan olarak üçe bölüp üç ayrı ana başlık hâline getiriyorum; yayınladığım üç kitaptaki üzere.

Önemli Not: Buradaki konular ruhla ilgili bilgiler verdiğim konular gibi değil; göreceli bir bakış açısıyla yazılmış konulardır.

Siyaset, insanların arasını açan en büyük etkenlerden biri. O nedenle belirtme gereği hissediyorum, kimse burada yazanları onaylamak, kabul etmek zorunda değil. Fakat bu konular üstüne yazıyorum çünkü benim esas alanım siyaset bilimidir. Daha üniversiteye başlamadan siyasetle ilgili onlarca kitap okuyup bitirmiştim bile. Bunlar arasında da beni en çok etkileyen Ali Şeriati'ydi; sınavdaki yüksek puanıma rağmen gidip siyaset bilimi seçmemde büyük etkisi olmuştu. Üstelik yüksek lisans tezimi de anarşizm üstüne yapacaktım; buna hazırlanıyordum. Fakat insan, insanları tanıyınca siyaset bilimi alanında fikirleri de büyük değişikliklere uğrayabilir. 

Bu nedenle buradaki konuları bir siyasi ideoloji fanatiği gibi değil de ılımlı bir tavırla okuyup üstüne düşünecek olanlara faydalar sağlayabilir. Fakat neticede aynı sonuca ve/veya sonuçlara varmak zorunda değilsiniz; farklı ve hatta tam zıt şekilde düşünebilirsiniz de. Bu iş siyasetin doğasında vardır.        


--- turan birliği

batıda şeytanîleşmiş bir kültüre entegre yaşam tarzı, güneyde çoktan beri yozlaşıp işlevselliğini yitirmiş, nesne ve dünya tapıcılığına dönüşmüş maddesel dindarlık ve uzakdoğu'da tepe noktasına vurmuş olan inançsızlık varken ruhtan arza yansıyan rahmetin yayılacağı bir öğreti üstüne kurulmasının elzem olduğuna inandığım birliktir. elbette bu birlik dünya ayrılığı yaymak için, "ırk üstünlüğü" falan gibi zırvalar üstüne kurulacak bir birlik değil, türklerin ruha ve tasavvufa yatkınlığı sayesinde yaradan'ın iradesini dünyaya yayma misyonu üstlenecek, ırkçı temelden uzak, kendisine hizmet edici her tür insanı kucaklayacak bir birlik olmak zorunda.

yanlış anlaşılmasın, "yaradan'ın iradesini dünyaya yaymak" kısmı ele kılıç alıp gaza edelim anlamına gelmiyor. ali'den akan gizli âlem ilimleri, geçmişte ahmet yesevi yoluyla orta asya'da yayıldı, hacı bektaş-ı veli ve ahilik kanalıyla ise anadolu'dan balkanlara dek uzandı. gelip geçen yüzyıllarda yozlaşmış olsa dahi, uzun bir dönem boyu dünyada insanların sığınağı ve korunağı oldu. bugün de dünyaya bu türden bir birlik yozlaşmaya set çekmesi açısından zorunlu; fakat bu dönemde artık eskimiş öğretilerden fayda sağlayamayacağımız da açık. dolayısıyla yeni öğreti şart. ve bu öğreti de geçmişte halka din öğretme yolu olan mezhepçi anlayışa dayanmayacak, doğrudan yaradan'ın iradesini yansıtacak.

bunun da tek yolu ali'nin ilmine ulaşabilecek ve bu ilmi yaymaya kabiliyeti olan bir ruhsal önderdir. materyalistlerin inandığı aksine hiçbir iş öylece yeryüzünde olup bitmez, her işin aslı önce gökte gerçekleşir ve oradan dünyaya yansır. ayağına taş değse bile böyledir, devletlerin kurulup yıkılması şöyle dursun. mevleviler sema ederken bir eli göğü, bir eli yeri gösterir, dikkat edin, bu 'gökten aldık, yerdekilere saçıyoruz' anlamındadır. fakat böyle yapan yalnızca gök ehli değildir, baphomet'in ünlü heykeline bakın, aynı şekilde bir eli göğü bir eli yeri işaret eder. çünkü o bile alacağı ne varsa gökten almak zorunda. tek kaynak var, başka nereden alacaksın?!

dolayısıyla öncelikli olan öğretidir, önce o kata ulaşıp ilim alacak, tüm işleri yöneten şah'ı razı edeceksin ki dünyayı adına o değiştirsin. yoksa hiçbir varlık madde âlemde bir şey yapıp etme kudretine sahip değil, öyle görünmesi sadece illüzyon. devletlerin tümü allah’ın eseri, roma da osmanlı da abd de türkiye cumhuriyeti de. bunların ayrı temellere dayanıyor olması kimseyi yanıltmasın, mesele din değil. her dinin dindarı o'nu kendi safında göstermeye çalışıyor da bunlar boş iddialar, o'nun dini falan yok, gönderdiği peygamberleri var, ilmini gökten alan. aydınlık-karanlık bile fark etmez, kaynağı o'na dayamayı öğrenen alacağını alır. alıntılıyorum, "kulum ellerini kaldırıp bir puttan veya benden başkasından bir şey istediğinde, ben yine de onun istediğini veririm." çünkü tek kaynak o'dur.

işin zor kısmı dünyayı değiştirmek değil, onu yapabilecek olan zerre değil zaten. zor olan şah'ı razı edecek kişinin çıkıp gelmesi. bunun için önce ilmin kaynağına, göğe uzanacak, oradan aldıklarıyla tutarlı bir öğreti oluşturacak, üstelik bu öğretinin de halk içinde bir uyum sağlayarak kaosu azaltması gerek. asıl olan uyumdur, kaosa hizmet eden hiçbir öğretiye sırt dayanamaz. abd karanlık ilim temelleri üstüne kuruludur; ancak içlerindeki uyumu liberalizm ve 'özgürlük' temasıyla yakaladılar; uyumları devam ettiği sürece de tepede kalırlar. ne kadar uyum varsa o kadar başarı sağlanır; temel kural uyumdur. yani hepimiz bir gün toplansak, el ele versek ve belli kararlar üstünde anlaşsak ve bir süre boyunca çatışmasız istikrarı yakalasak, tıpkı kendini salınca denizin üstünde duran beden gibi yükseliriz. şimdi aramızda çatışma var, o yüzden batıyoruz.

işte olur da ilmini gökten alacak ve bedende akıl görevini görecek bir ruhsal önder arada uyum sağlayacak bir öğretiyle çıkagelirse "ister isteyerek, ister istemeyerek" etrafında birleşecek beden parçalarıyla dünyevi başarı çok hızlı biçimde gelir. olmaz dedikleri olur; onlar ister istesin ister istemesin.

edit: şurayı iyice açıklayalım: turan birliğinde türk kimliği ırkçılığa mahal vermeyecek derecede farklı kültürlere ve dinciliğe ve mezhepçiliğe mahal vermeyecek derecede çeşitli inançlara ev sahipliği yapacaktır; fakat avrupa'daki çokkültürlü ve toprağı bile savunmayacak topluluklar aksine birliği bir arada tutacak tek çatı vardır. abd'nin yapısına benzer bir federasyon kurulabilir.

türk-kürt çatışması, alevi-sünni çekişmesi türünden saçmalıkların ancak böyle büyük bir birlik kurup birliğe dâhil ülkelerin bölgelerini eyaletleştirmek yoluyla aşılabileceği inancındayım. bunun turan birliği olma sebebi ise çokkültürlü abd'nin istese de sahip olamayacağı şeye sahip olmak: tek çatı. bugün abd işgale uğrasa toplumun yarısı ülke için savaşmayacaktır. dolayısıyla abd tarihte türklerin devamlılığına sahip olmayacak. elbette şirketler daha da güçlenip devletleşme sürecine geçerse bu dediğim tüm devletlerin kaderi olacak, fakat o başka konu. 

 

--- milliyetçilik

daha ilk sağlık sorununda şirketi tarafından kıçına tekme yiyeceğini düşünmeden, kendisine yedirildiği şekliyle şirketlerin yönettiği bir dünyayı idealize ve hayal edenler tarafından sayfalarca faşizm olarak adlandırılmış siyasal ideoloji. bunlar yahudiler tarafından kurulmuş küreselci anlayışın kurbanları; bunlara kalsa onları goyim olarak adlandıran ve ağı hayvanının bir tık üstünde gören yahudi elitler ile epstein dosyalarında belli demonlara sunu olarak bebekleri ateşe verdiği, çocuklara tecavüz etmek için canlı canlı dişlerini çektiği ortaya çıkan elitler dünyanın en şeker adamları. değil mi ya, canlarım benim.

gerçekte ise milliyetçilik milleti temel alır ve kendi milletini, topraklarını, haklarını korumayı, milleti yükseltmeyi amaç olarak ele alır. aşırıya kaçıldığında da diğer milletleri ezmeyi hedef edinir. çok kısa ve basit bir tanım oldu ama özü budur.

bölücü müdür; diğer tüm politik sistemler kadar. milleti türk-kürt-arap diye bölmek hakikate ne kadar aykırı ise müslüman-hristiyan-yahudi diye ayırmak da o kadar hakikate aykırıdır ve paralı-parasız diye ayırmak da o kadar hakikate aykırıdır. allah hakikatinde ayrımlar yoktur, yalnızca "insan" vardır; tüm ayırmalar ego-nefs-benlik sonucunda oluşur.

fakat madem ki ego-nefs-benliğin ve ayrılığın vatanı olan dünyadayız, öyleyse insanı düzeltmeye kendi komşumuzdan başlayacağız ve komşumuzu kendimiz gibi sevip sayacağız. bunun sonucu da milliyetçiliktir işte. bugün biz komşuluk nedir unutmuş durumdayız çünkü yıkıcı muhafazakâr iktidar tüm ahlak değerlerini yıkıp yerine bir dinin kurallarını yerleştirmek istedi. gayet de başarılı oldu; bu yüzden şimdi millette din var; dindarlık tavan yaptı ama yıktıkları şeyden ötürü de toplumun hiçbir kesimi ahlakı önemsemez durumda. dindarı-dinsizi; hepsi ahlaksız artık. "insanlık değeri de neymiş, bize din yeter" diyerek hareket edersen olacağı budur; ya ne olacaktı?

muhafazakârların milliyetçiliğe karşı çıkışı da çocuk savı sanki. "ırkçılık = şeytanın yaptığı" diye bir şey yerleştirmişler dillerine, hep aynı şeyi tekrar ediyorlar. dincilik şeytan işi değil zaten; melekler bölük bölük taliban'a katılmaya mı iniyor? ırkçılığın günahları milliyetçiliğe mâl edilemez; nasıl taliban'ın afganistan'da kadına ettiği zulmü muhammed mustafa'ya, kilise'nin yaktığı insanları isa mesih'e yazamaz isek. eğer yazabiliyorsak dinsel yönetimlerin günahları kat kat fazla çıkar ve yine o zaman milliyetçilik tercih etmemiz gerekir.

milliyetçiliğin emperyalizmin sebebi olduğunu yazmışlar, işe bak ki emperyalizme en sert karşı çıkışı da milliyetçilik sergilemiştir. dünyada gelmiş geçmiş en güçlü ve köklü imparatorluklardan olan osmanlı devleti'nin başındaki adam emperyalistler topraklarını işgal ederken sarayında beşinci karısına düğün yapıyordu ve aynı gün milliyetçi kadro o toprakları kurtarmak için kan döküp can veriyordu; işte aradaki farkı bu kadar açıktır.

ey halk, biraz üzerine düşünün ki size sağlık hizmetini hangi ideoloji sağlar? eğer hasta olunca abd'deki gibi sokaklara düşmek istemiyorsanız ya milliyetçiliği ya da solu desteklemeniz gerekli; şirketlerin hâkim olduğu bir dünyayı değil; kendinizi düşünün biraz. fakat nasıl olmuşsa halktan kimseler abd'ye gidip de çok çalışırsa elon musk seviyesinde zengin olabileceklerine inandırmışlar kendilerini. kardeşim, öyle bir şey yok, onlar kendi yazdıkları başarı hikâyeleri, bu kadar saf olmayın.

din temelli yönetimde halk önemli değildir; halk üst kadrolara engel oluşturursa hemen değiştirilebilir. osmanlı bunu çokça yaptı; bugün de örneğin suriyelilere tanınan tüm haklar aynı minvaldedir, demografik değişimi amaçlar. toprağınıza sahip çıkmak istiyorsanız, milliyetçi olacaksınız, akıllıca olan yol bu. yoksa gelirler, almak için canınızı verdiğiniz, kanınızı döktüğünüz ve yarın yine aynı bir durum ve savaş yaşandığında yine almak için canınızı verip kanınızı dökeceğiniz o toprakları, işletme hakkı adı altında yüzünüze gülerek alırlar. bugün ukrayna'daki gibi savaş çıktığında o işletmelerin sahipleri oraları korumak için kalmayacak, paralarını dışarı transfer edip kaçacaklar.

ukraynalı toprağını almak için elini verecek, kolunu verecek, gözünü verecek, canını verecek, sonra bir türk işadamı gidecek ve gidip plaja girmek istediğinde bu tüccara para verecek öyle mi? yemişim öyle adaleti ben. ek not, ukrayna'nın soğuk denizine girilip girilmemesi değil mesele, anlamayan falan çıkarsa.

bugün geçerli olan siyasal sistemler içinde en mantıklısına devleti değil ama yerel halkları temel alan bir milliyetçilik anlayışıyla ulaşabiliriz ancak. öyle bir sistem kurulmadığında dünyanın hâli ortada işte. kargaşa ve kaos hâkim.

edit: "muhafazakâr iktidar tüm ahlak değerlerini yıkıp yerine bir dinin kurallarını yerleştirmek istedi. gayet de başarılı oldu; bu yüzden şimdi millette din var; dindarlık tavan yaptı ama yıktıkları şeyden ötürü de toplumun hiçbir kesimi ahlakı önemsemez durumda..."

kendi işlerime dönmüşken, yazdığım şu önerme aklıma geldi, burada haksızlık var. bugün dünyada ahlakın yıkımını dine bağlamak haksızca olacak, çünkü en büyük etken özellikle vietnam savaşı sürecinde yayılan devlet karşıtı hippi hareketin ahlak karşıtı bir forma bürünmesi ve bunun hem yeni sol hem yeni sağa sirayet etmesi, bu anlayışın bize de 80'lerden başlayarak serbest piyasa anlayışıyla girmesidir. fakat bunu yapanlar da yine "küçük amerika olacağız" diyen muhafazakâr ve sağ kesimdi, sol çevre de onlara ortaklık etti; yani o kısımda bir haksızlık yok.

 

--- avam

uzun uzun açıklamalara girmeye gerek yok, kendini ruhani anlamda geliştirememiş, hayvansal yönlerini törpülemek şöyle dursun bunlarla övünüp gurur duyan, yere mensup her âdemoğlu avamdır işte. biz de kendimizi geliştirdiğimiz kadar seçkin insan olur, geliştiremediğimiz kadar avamlıkta takılıp kalırız.

 


--- sivas katliamı

muhammed mustafa, inandıkları tanrılara karşı çıkıp etrafına takipçi toplarken bile amcaları bu türlü bir işe başvurmadı. bize anlatılanlara göre peygamber'e saldırmış, eziyet etmeye çalışmış, fakat bir kere olsun ateşle korkutmamışlardı. zalim dedikleri ebu leheb ile ebu cehil, belli ki dincilerden daha vicdanlıydı.

insanlar dinciliğin kötülük potansiyelini çok hafife alıyor.

 

--- mezhepçilik

16. ve 17. yy'larda anadolu'nun içinden geçmiş, devasa yıkımlara sebebiyet vermiş, bugün hâlâ bu toprakların fakir kalmasına sebep olmuş anlayış. kitap okumaya az buçuk eğilimli kimseler, az gelişmişlik çağında türkiye isimli kitaptan söylediğim dönemi okurlarsa ne dediğimi çok iyi anlayacaklar ve bundan sonra mezhepçilik denen inançsal ve zihinsel illetten koşarak kaçacaklar.

muhammed mustafa'nın vefatından sonra araplar kendi içlerinde bir taht kavgası yaşıyor, olay tarihte olmuş bitmiş ama insanların zihinlerinde bin üç yüz yıldır devam ediyor ve bugün bile insanlar hâlâ aynı konular üstüne kavga ediyorlar. bize ne tahtı kim kazandı kim kazanmadı? bu anlayış ne akla sığar ne mantığa. mezhepçilik akıllı adam işi değildir.

günümüzde de şahit olduğumuz üzere bu anlayış hakikatten uzak olduğu, hakk'tan nasiplenmediği için girdiği yeri çökertir, karanlığa sokar. bir şey güneşten geliyorsa karanlık taşıyor olabilir mi? elbette hayır. o yüzdendir ki adaletsizlik, az gelişmişlik, hukuksuzluk mezhepçi yönetimlerin alametifarikasıdır. çünkü mezhepçilik ezeli ve ebedi güneşten değildir; üstelik hakikatin düşmanıdır.

dönemimizde küresel elite karşı korunmak için daha gerekli bir siyasî ideoloji olan milliyetçilik, aşırısı olan ırkçılık yüzünden bize dünyanın en kötü düşünce biçimi olarak sunulurken her nasıl oluyorsa mezhepçilik onca sebep olduğu savaşa, onca döktürdüğü kana, diri tuttuğu düşmanlığa rağmen ponçik bir şeymiş gibi "mezhep kardeşliği" adı altında bize sunuluyor. elbette nedeni belli, mezhepçilik küresel elite karşı sıkıntı oluşturmuyor.

eğer biraz düşünürseniz, ırkçılığın bile dincilikten daha mantıklı olduğu sonucuna varırsınız. her ikisi de şeytandandır fakat ırkçılık en azından bugüne bakar, bugün ile ilgilenir, mezhepçilikse geçmişe takılıp kalmıştır. o nedenledir ki adolf hitler ırkçılığı kullanarak dünyaya meydan okuyabilen bir devlet yarattı, oysa ki zaten her şeyin din ve mezhep temelli algılandığı orta çağ ardından mezhepçiliğe bulaşan hiçbir devlet beli doğrultamadı. taliban altındaki afganistan'ın durumuna bakınca adolf hitler'in yanında olmayı on kere tercih edersin.

elbette bu yazımdan ırkçılık iyi-mezhepçilik kötü fikri çıkmıyor. söylediğim üzere her iki algılayış da insanlığı bölüp birbirine düşürmeyi amaç edinmiş olan şeytandandır. bu yazıdan çıkması gereken tek fikir mezhepçiliğin asla öyle gösterildiği gibi allah'ın hakikati ile ilişkili olmadığı, öyle anlattıkları üzere mezhepçi olunca hop diye kendini cennetin kapısı önünde bulmayacağın idi.

edit: gözüme çarpan bir hata vardı, düzelttim, ayrıca üç dört satır daha ekleyip yazıyı bir parça daha geliştirdim.

 

--- 25 haziran 2026 abdurrahman dilipak'ın haykırışı

kısaca açıklamak gerekirse, abdurrahman dilipak epstein dosyalarıyla açığa çıkan satanist elitin planlarından bahsetmiş, halkın neden bunlar üstüne düşünmediğini, tek düşündüğünün ekonomi olduğunu sorgulamış. birisi bana bu yazıyı getirse de "altına imzanı atar mısın" diye sorsa hiç tereddüt etmeden atardım. o kadar doğru yazmış nazarımca.

abdurrahman dilipak gibi bir adamın yazısı altına imza atacağım günlerin geleceğini hiç düşünmezdim. fakat hayat işte, insana her şeyi gösteriyor. şahsen, ritüel yapıp bebekleri diri diri ateşe veren, çocuklara tecavüz ederken ısırmasınlar diye dişlerini tek tek çeken, bosna zamanındaki gibi insanlar ve çocukları zevkle avlamak için para ödeyen satanist elit kesim altında dünyanın şeytanlığa düşüşünü izlemektense ateşe girip o dünyadan kurtulmayı yüz kere tercih ederim.

ne var ki saray islamı'nın dönem ideologlarının başında gelen ve zamanında "benim için felluce savunması çanakkale savaşından kat kat faziletlidir." demiş biri olarak ne etliye ne sütlüye dokunmuyor oluşu beni hiç şaşırtmadı. ülkeyi nicedir adeta demir yumrukla yöneten kendi cenahına eleştirisi sadece şu olmuş: "sahi, bize ne oldu? yoksa iktidar, servet ve güç bizi sarhoş mu etti!"

vay anasını abdurrahman, o kadar sert girmeseydin yahu? adı kaç yüz kere epstein listesinde geçen ve gündemi hızla değiştirmek için iran'ı bombalayan sarı kafalıyla sarmaş dolaş olmak, meydanda israil'e sallarken arkada küresel yahudi elitlerle kol kola yürümek dışında reisiniz ne hata yaptı sanki? bir de damadıyla kızı şeytanlığın başı olan kraliyet ailesinin ülkesinde yaşıyor, o kadar. bir de büyük israil'e yol açmak amaçlı kürdistan planlarına hız vermiş durumda. ha bir de ülkeyi o satanist elitin elindeki şirketlere peşkeş çekmekle meşgul. o kadarcık.

kimse kör değil. bu halk da görüyor, onlardan çalınan paranın parti teşkilatlarında kokain olarak çekildiğini, lüks arabalara, eskortlara gittiğini, ahlakın sizin ellerinizde can verdiğini. saray islamı'nın gereği işte. dini ganimete, dünya malına endeklersen sonuç bu olur -ki din doğduktan hemen sonra endekslenmiş zaten.

hiç düşündünüz mü, saray islamı ideolojisine sahip yönetimlerin satanist elitle nasıl bu kadar arası iyi? neden abd etkisinin bulunduğu tüm coğrafyalarda diktatörlüğü veya yeşil kuşak projesiyle saray islamı ideolojisini tesis etti, neden belgelerde de ayyuka çıktığı üzere ışid'i, el kaide'yi fonladı ve neden son olarak koca afganistan'ı taliban'ın ellerine bırakıp çekip etti? sonuçta muhammed mustafa eline kılıç alıp bu ritüelleri sonlandıran peygamber değil mi? eğer bunlar gerçekten muhammed'i seviyor olsa satanistlerin bunlara düşman kesilmesi gerekmez miydi? düşünün.

bugüne dek satanist elite gerçekten karşı çıkan tek lider vladimir putin'di. bir tek o gerçekleri dile getirmeye cesaret edebildi, "batılı vampir elitin insanların etleriyle karın doyurduğu günler bitti artık." dedi. "satanistlere karşı savaş veriyoruz." dedi. tam olarak bu kelimelerle söyledi hem de. fakat onun da kendi emperyalist amaçları mevcut.

allah için, peygamber için bile kendi yazında küçücük bir eleştiri yöneltecek yüreğe sahip olmayacaksın, sonra kalkıp halkı eleştireceksin. geçiniz.

 

--- adolf hitler

günah keçisidir. insanlar adolf hitler gibi kaybedenleri kendi günahlarını aklamak üzere kullanırlar. bunun gibi daha pek çok isim vardır. firavun, yezid, ebu leheb, yahuda... bunların hepsi günah keçileridir. toplumlar suçlarını onların üstüne boca ederek günahlarını aklarlar.

 

--- hilafet gelsin isterse amerikan kuklası olsun

ey ekşisözlük ahalisi... siz o lafın söylenme nedenini anlayamamışsınız. hilafetin kaldırılmasına en çok karşı çıkan ingilizlerdir, fesli herif ingiliz vatandaşıdır, twitter hesabı da görünüşe göre aynı cehennem çukurundan yönetiliyor. bunlar nedensiz değil. bugün dünyanın en şeytani yapılanmalarının başında da, epstein dosyalarında da açığa çıktığı üzere, ingiliz kraliyet ailesi gelir. açın interneti bakın, ölen ingiliz kraliçesinin insan formuna girmiş demon olduğuna dair pek çok iddia bulursunuz.

peki böyle bir yapılanma neden hilafet ister? muhammed mustafa'yı sevmektedirler de duygularını dile mi getirememektedirler, veya bu herifler aslında gizli müslüman mı, cool olmak adına çocuk kurban etme ayinleri yaparmış gibi görünüp de gizli gizli her toplaştıklarında cemaatle namaz mı kılmaktalar? gerçi feslinin shakespeare'in müslüman olduğu iddiası da var, gerçek adı da şeyh pir'miş, öyle diyordu. diyordu, çünkü bu şeytan sürüsünü bu coğrafyaya sempatik göstermek gibi bir misyonu var.

işte tüm hilafet çabaları aslında deliliğin ürünü değil, çok sinsi bir planın parçaları. bu demon sürüsü, yine kendilerinden yapılanmaların en önemlilerinden biri olan vatikan benzeri bir yapı kurmak amacında. talmud'u incele, şeytandan geldiğini daha ilk görüşte anlayacağın pek çok satır bulacaksın. vatikan'a bak, dünyanın çocuk düşmanı merkezi. puzzle'ı tamamlamak için geriye hangi dinsel grup kaldı?

anladınız, çünkü zeki kimselersiniz. bugün taliban'ı el kaide'yi, ışid'i israil'in kurduğu ve fonladığı açıkça epstein belgelerinde yazıyor zaten. planları o ki hilafet benzeri bir kurum oluşturacaklar, başına da 'amerikan kuklası' diyecekleri bir demon oturtup muhammed mustafa'nın dinini de en tepeden kontrol altına alacaklar. yemezler.

bakın, bu bir iddia değil, gerçekliği yavaş yavaş ortaya çıkan ruhsal bir savaş. lütfen çaylak olduğum için bu gerçek aralarda kaybolup gitmesin, kaynak falan da önemli değil, her mecrada yayın bunu.

 

--- milliyetçilik

ahmet minguzzi davasıyla birlikte devlet kuran halklar adına ne kadar gerekli olduğu bir kere daha ortaya çıkan ideoloji. yeni sol tarafından cilalanmış modern anlayışın halk içinde adalet oluşturmadaki etkisizliği zaten tüm dünyada ayyuka çıkmış durumda bu dönemde. devlet sahibi halkların çocukları öldürülüyor, tecavüze uğruyor, soyuluyor, hakları yenip bir köleye itiliyorlar; buna karşılık onları savunması gereken liderler halklarına sırt dönüyor. çünkü yoksa milliyetçi olarak görünürler, milliyetçilik kötü. elbette milliyetçilik sütten çıkmış ak kaşık değil ancak adaletin şirazesi bu anlayış sebebiyle tamamen sapmış durumda; bunun düzeltilmesi gerek.

 

--- kapitalizm

bugün yeryüzüne hâkim rezil düzen. eline iphone alınca önemli olduğunu zanneden aç aptallar tarafından savunulur genelde. bu sistemi savunanlar ne şerli, ne rezil bir düzen olduğunu fark etmiyorlar mı yoksa fark ediyorlar da bir iki teknolojik oyuncağa hayatlarını mı satıyorlar orasını anlayamadım, anlayana saygı duyarım.

 

--- 63 dairesi olan ev sahibi

liberalizmin dengesini yitirdiği konulardan biri işte bu barınma hakkıdır. devletler tarafından halkın çocukları kullanılarak alınmış topraklar nasıl olup da birilerinin peşkeş malı olabilir, bunu dünyada hiçbir adalet teorisiyle açıklayamazsınız. 63 ev sahibi olan biri bunu nasıl hak etmiş olabilir? ne yaptı yani, geçmişin boyları gibi belli noktalara yerleşip o toprakların sahipliği için kanlarını mı döktüler? yoksa o evleri edinebilmek için bu dünyaya faydalar mı sağladılar? örneğin nicola tesla altmış ev sahibi olsa buna karşı çıkmam, çünkü kitlenin faydasına işler çıkartmıştır dünya için. oysa binalar köyden kente göçmüş, kural tanımaz, arsız lümpen kitlenin haksızca çevirdiği arsalar üstüne diktiği gecekonduların tapularının sağcı siyasetçiler tarafından onlara hibe edilmesi yoluyla dikilmiş ve bu muhafazakar lümpen kitle hiçbir şey üretmeden haksızca zengin olmuştur. lafa gelince mülk allah'ın, realiteye gelince mülk lümpenin. liberallere göreyse güya önemli olan üretim ve adalet, oysa bedava tapu kapmış olanların ne ürettiği konusunda ortada bir açıklama yok. tek realite bu heriflerin belli bir noktaya diğerlerinden önce geldikleri ve bir ev kondurdukları, sonra üretim ilişkilerine katılmışlıkları var mı yok mu belli değil. muhafazakarların ankara'daki belediye başkan adayının 800 evinin olduğu ortaya çıkmıştı, böyle bir zenginleşmeyi hangi akıl kabul edebilir? bunu savunmak içi ya o şekilde zenginleşmiş birinin akrabası veya yandaşı olacaksınız ya da akılsızın öne gideni, bunun sarası ortası yoktur.

 

--- milliyetçilik

milliyetçilik ideolojisini millete bakarak tanımlamaya çalışanların hatası şuradır ki baktıkları millet milliyetçilik esasında eğitilmiş değildir, ya ümmetçilikle ya da batıcılıkla beyinleri uyuşturulmuş bir topluluk mevcut uzun zamandır ülkede. durun da düşünün, milli esaslar çerçevesinde eğitilen topluluklar mı daha güvenilesi bir yapı teşkil eder yoksa aşiretler, kabileler, cemaatler halinde bir arada yaşayıp giden topluluklar mı? cevabı üzerine fazla düşünmeyin, yugoslavya gelsin aklınıza.

 

--- liberalizm

bireyciliğin bataklık olduğunu anlayamayan bireyler tarafından yüceltilip kutsanan ideolojidir. liberalizmin dayandığı taban olan kapitalizm on yaşına ulaşmamış çocukları madenlere, küçük deliklerden girebilecekleri için gönderiyordu erken döneminde, çocuk cesetleri üstünde yükseldi bu ideoloji. iş bugün de iş farklı değil, çin'de çalıştırılan çocuklar sağlıyor batı refahını; gel gör ki batılı bunu bilmezmiş gibi insan hakkı satıyor sağa sola. liberalizm size sigorta vermez, sağlık hakkı vermez, bunlar hep solun silahla elde ettiği kazanımlardır. bugün sizi on dört saat çalıştırıp gözünüzün yaşına bile bakmıyor iseler işte hep bu bireysellik takıntısı yüzünden. şirket yaşamında yarı köle olarak varlığını sürdürenlerin, yaşamayı unutmuş olanların kalkıp da liberalizm savunması her zaman trajikomik gelmiştir bana.

 

--- siyasal islam

ülkemizde siyasal islam adı takılmış olan ideoloji aslen saray islamı'dır.

 

--- cengiz han

bugün sözlüğe girdiğimde tarihin en büyük 3 komutanı başlığı altında kendisinin birçok kereler ikinci, hatta üçüncü sıraya yazıldığını görerek şaşırdığım, sevilsin veya sevilmesin dünyada şu güne dek yaşamış en büyük komutandır. hatta geçin komutanlığı eğer ahlak değerlendirmelerini bir kenara koyarsak cengiz han dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı insanı sayılabilir. dünya tarihine damga vurmuş isimler olarak onun üstünde yer alsa alsa ancak muhammed, isa, musa, buda peygamberler yer alır. fakat bu değerlendirme hâliyle cengiz'e haksızlık olur çünkü bu peygamberlerin elinde cengiz han'da olmayan bir şey vardır: metafizik bir vaat. öte dünya olsun, ruh olsun; insanlara bu dünyada görmedikleri şeyleri vaat etmişler ve taraftarlarını bu sayede toplamışlardır. yani insanlar onları kişisel karizmalarından değil, gelecekte elde edeceklerinin ümidiyle takip etmişlerdir. oysa cengiz han'ı insanlar siyasette 'karizmatik kişilik' diye tabir ettiğimiz yapısı yüzünden takip etmiştir. bu adam öyle bir nam salmıştır ki yine aynı şekilde 'karizmatik kişilik' olarak takip edilen adolf hitler örneğin kişilik kültünü oluştururken goebbels'ten büyük yardım almış, kitle iletişim araçlarının etkisinden muazzam derecede faydalanmış, her hareketini bu planla, bu amaca yönelik yapmışken cengiz han'ın öyle bir iş yapmış olma ihtimali yoktur; çünkü döneminde öyle olanaklar yoktur. bu adam karizmatik kişiliğinin üstüne ek olarak şiddeti ve korku faktörünü koymuş, öyle ilerlemiştir. fakat bu istisnai bir durum değildir, onun üstünde saydığımız isimler arasında bile şiddetten yararlanmayan sadece buda'dır. yoksa müslümanlık ve hristiyanlık da gayet kılıçla yayıldı, musevilik ise aileden miras kalan ırksal bir din olması sayesinde varlığını korudu. dolayısıyla tüm verileri topladığımızda cengiz han'ın gelmiş geçmiş en başarılı insan olduğu bir gerçektir, yukarıdaki bir girdide iddia edildiği üzere islam karşıtlığı falan değildir.

ha, o girdiği yazan arkadaşımız da tamamen haksız değil. bu dönemde cengiz han'a duyulan hayranlığın yükselmesinde islam'a hissedilen tepkinin payı hiç mi yok, elbette var; ancak cengiz han'ın övülmesini tamamen islam karşıtlığına bağlamak üç dünya kupası almış pele'nin övülmesini arjantin karşıtlığına bağlamak gibi bir şey olur. hatta, şöyle bir durum var ki tam tersine cengiz han'ı küçümsemek arap milliyetçiliğinin bir yansıması olan islamcılık ideolojisinin bir tezahürüdür. araplar cengiz han'a ve onun ardından gelenlere diş geçirememenin etkisiyle bu isimlerden nefret ederler; ancak bizim nefret etmemiz için bir sebep yoktur. islamcı cenah bu adamdan sözde döktüğü kanlar yüzünden nefret etmektedir ancak gel gelelim aynı islamcı cenah halid bin velid'i döktüğü kanlar yüzünden yüceltir, 'allah'ın kılıcı' namını takmıştır, hatta iki milyon kilometrekare fethetti diye yavuz sultan selim'i veli ilan etmiştir. oysa geçtim diğer osmanlı padişahlarını, dünya tarihinde yer edinmiş bir komutan olmasına rağmen yavuz sultan selim bile cengiz han ile kıyaslanamaz, en fazla cengiz'in komutanlarına denk olabilir. evet, elinde olan onca barut gücüne rağmen bu böyledir. yani acı gerçek şudur ki cengiz ile yavuz aynı dönemde yaşasa yavuz ancak cengiz'in emrindekilerinin eşiti olurdu, avusturya arşidükünün osmanlı sadrazamına denk sayılması gibi.

elbette söylendiği üzere cengiz'in çok zalim bir adam olduğu muhakkak, vicdanın kırıntısını barındırmıyor içinde. fakat onun dönemine bakarsanız hiç kesintisiz giden karşılıklı gazalar ve haçlı seferleri görür ve din şeriatı içinde vicdanını kaybetmiş koca koca kitlelerin tepesine böyle bir vahşetin inmesinin nedensiz olmadığını anlarsınız. evet, evet, doğru anladınız, size diyorum ki cengiz han allah'ın bir çalışanı, bir işçisidir, yoksa hangi sınırlı varlık karşısına kâinatı yaratan kudreti alacak da böylesi muazzam ölçüde işlere imza atacak? her ne kadar dualiteye inanan dindarlar bunu kavrayamayacaksa da gerçek budur; dönemin müslüman ve hristiyan güruhu azgınlıkları sebebiyle cengiz'i ve onun güruhunu karşılarında bulmuştur. eğer halid bin velid'e allah'ın kılıcı diyorsanız, attila da allah'ın kırbacı payesi taşıyorsa o hâlde cengiz allah'ın mancınığıdır. imparatorluğu otuz iki milyon kilometrekareye yayılmış, koca koca toprakları düzleyip geçmişler yani. osmanlı'nın en geniş döneminde topraklarının yedi milyon kilometreye ulaşmadığını düşünürseniz neredeyse altı osmanlı eden bir toprak genişliğine ulaşmış imparatorluğun başındaki adamı küçümsemenin ne derece haksızca ve ideolojik olduğunu görürsünüz.

üstelik şöyle bir durum vardır: osmanlı en geniş toprak bütünlüğüne on padişah sonunda ulaşmıştı, bu padişahlara babalarından yeniçeri ocağı ve sipahilik kurumları kalmış, her şeyi önünde hazır bulmuşlardı. oysa cengiz soylu bir babanın oğlu olmasına rağmen daha on iki yaşındayken her şeyini kaybetmiş, ailesiyle açlıktan ölmenin eşiğine gelmiştir, öyle ki az bir miktar yiyecek bulup ailesinden gizleyen bir kardeşini bu yüzden öldürmüşlüğü vardır. yani bu derece çulsuzluktan her şeyi kendi başına kurmuş, imar etmiş, büyütmüş; on osmanlı padişahının birlikte yaptığından çok daha fazlasını kendi başına var etmiştir. adamı barbar diye küçümserler, mikrop nedir bilinmeyen dönemde vebalı cesetleri şehirlere mancınıkla fırlattırarak biyolojik savaşı başlatan odur. oysa aynı dönemden yüzyıllar sonra bile tek tanrılı dinlerin hâkim olduğu topraklarda hastalıkları yapanın cinler, demonlar olduğu düşüncesi hâkimdi, biyolojinin kenarından, kıyısından geçilmiyordu.

işin ilginç kısmı cengiz han, belli ki ruh âlemine kendisini eleştirenlerden daha hâkimdir. kabileleri toplamadan önce bozkırda kutsal sayılan bir noktaya gider, on günlük riyazet orucuna girer, yani iftarsız oruca, onuncu günde bir kurt karşısına geçer, hiç kımıldamaz, kendini teslim etmiştir, kurt çeker gider. bunu zafere alamet sayar. buradan anlarız ki cengiz han yaşanan hiçbir olayın nedensiz olmadığını, her işin bir sebeple meydana geldiğini ve bir anlamının olduğunu zaten bilmektedir, belki de sembollerin dilinden anlamaktadır. bunu bir islam kentini fethettiğinde de görürüz. atıyla camiye girer, minbere geçip orada toplaşmış dua etmekte olan halka hitap eder, "ben tanrı'nın gazabıyım, doğru davransaydınız tanrı beni başınıza göndermezdi." der. yani benim size bir iki paragraf önce söylediğim gerçeği cengiz han zaten bilmektedir. buna karşılık taştan ibadethanelerde hakikat arayan, daha doğrusu elini taşın altına sokmak yerine her işini allah'a paslamaya çalışan müslüman halk bunu bilmemekte, kendi zanlarıyla hareket etmektedir.

"allah katında insanların en kötüsü insanların şerrinden çekindiği kimsedir." der peygamber. yaradan hakikatte bu hadisin doğruluğunu kanıtlayan bir olay yaşatmıştı, fakat ona da girsek çıkamayız, o yüzden şu kadarını söyleyip keseyim: cengiz han'ın akıbeti nasıldır bilmiyorum, çarkta epey aşağılara düşmüş de olabilir, insanların zannettiği aksine yüksek bir derecede de olabilir, bilmiyorum. fakat şurası kesin, ruhta bir yerin yıkılmasına dair emir gelmediği sürece kimse cengiz han gibi olmamaya çalışmamalı, çünkü hiçbir benlik onca yıkımın, onca canın günahı altından kalkamaz. fakat cengiz han'ı küçümsemek, görmezden gelmek, utanmadan kendi ideolojine uygun diye yine aynı türden kan dökücü adamları onun üstüne getirmeye çabalamak da zırvalık yahu. yenmiyor yani, bilin isterim. kabul edilsin edilmesin, hazmedilsin edilmesin, bugüne dek yeryüzündeki en başarılı insan cengiz han'dır. ha, ruhtan bakacaksan olaya, o zaman sıralama epey değişir, fakat sizin koymaya çalıştığınız adamlar da tepetaklak olur gider. buda, muhammed, ali, isa, musa gibi insanların yanına ancak veliler takımından isimleri koyabiliriz; bunlar arasında da muhammed ve ali dışında kan dökmüş olanı da pek bulunmaz çünkü zorunluluk dışında kan dökmek kutsal yasa'da en büyük günahların başında gelir. zaten bu iki isim de yeri geldiğinde haksızca kan döker mi diye sınanmış, dökmeyerek sınavlarını kazanmıştır. elbette bu farklı bir tartışmanın konusu, bunu blog'da peygamber muhammed üzerine ve ali ve ali makamı bölümlerinde açıkladım, dileyen açar okur. cengiz han hakkında söyleneceklere dönersek, bu kadarı yeterlidir herhalde.

 

--- kapitalizm

kapitalizmde insanlara en başta medya yoluyla nice vaatlerde bulunuldu, fakat dönem itibariyle bakıyoruz ki hep sözde kaldılar. refah olacaktı; güzel evlerin, gösterişli yaşamların reklamları yapılıyor onca yıllardır, ‘siz de bunları elde edebilirsiniz’ mesajı verildi. sonuç; üç harfli marketler zincirinde posası çıkıncaya kadar, eşeğin değirmende döndüğü gibi çalıştırılan bütün bir gençlik oldu. bugün hangi şartlarımız sosyalist ülkelerinkinden daha iyi? elektronik eşyalarımız mı? arabalarımız mı? en tepede birileri daha da zenginleşsin diye verilen haftalık yetmiş saate, arızalanan fakat işten çıkarılırız diye korktuğumuzdan tedavi ettirmeye bile gitmediğimiz –zaten devlet hastanelerinde sıra bulmak da ayrı mesele- vücutlara değiyor mu? evsiz kalma korkusuyla özgürlüğünü feda etmeye değiyor mu? sosyalizmde halkın üstünde partinin prangası var, doğru, fakat liberalizmde de özgürlük yok, zorunlu olarak gönüllü hizmetkârlık yapmak var. halkı on kişi varsaysak, her sistemde ancak bir kişi evin sahibi olacak, kapitalimzde zengin, faşizmde ve sosyalizmde parti üyesi, teokraside din adamı, geri kalan dokuz kişi ise ona hizmetle yükümlü olacak, evinin bekçisi, bahçıvanı, ev hizmetçisi. sistemin adaletine göre birkaç kişi de sokakta kalacak, sistem ne derece adaletsizse sokakta kalan sayısı da o kadar fazla olacak.

ne yaparsanız yapın, kapitalist sistemde o köşkün buraları okuyanlara ait olma imkânı yoktur, fakat diğer sistemlerden farklı olarak fakir halka televizyondaki programlar ve reklamlar yoluyla hep bunlara sahip olabilirmiş hissiyatı verilir, bu imalarda bulunulur; böylece ümit üzere olmaları sağlanır. bu şekilde kendilerini zenginin yerine koyar, hayal kurarlar. bu iş tıpkı gelecekte kölelerinin olacağı hayaliyle yaşayan köle gibidir. oysa bu hayal paradigma içi bir hayaldir. esas olan paradigmadan kurtuluştur. kim söylemişti, hatırlamıyorum; “roma’da kölelik kalkmaz, çünkü her köle, köle sahibi olmayı düşlemektedir.” diye bir söz vardı. işte halk arasında bu tutum aynı roma halkı içinde olduğu şekliyle devam etmektedir.

 

--- savaşların nedeni dinler ve milliyetçiliktir

tüm savaşların nedeni, bedene bağlı, ego-nefs-benlik diye adlandırdığımız yapıdır. ego doğaya tâbi olarak, doğadaki diğer canlılarla aynı şekilde bölge belirlemeye, bu bölgeyi savunmaya ve bunun için kavga edip kan dökmeye programlanmıştır. din, milliyetçilik, özgürlük, demokrasi; aklınıza gelen ne varsa hepsi bu ego-nefs-benlik dediğimiz yapıya bahanedir. bu nedenledir ki osho bu yapının kontrolünden kurtulamayanları 'deli' diye nitelendirir, çünkü nasıl ki vahşi hayvan tahmin edilemez ve anlaşma sağlanamaz bir yapıdaysa insanoğlu da egonun kontrolü baskınlaştıkça bu türden bir delilik hâline bürünür.

 

--- mustafa kemal atatürk

arap'ın kültür emperyalizmi olan klasik dinsel anlayışın önüne kısa süreli de olsa set çekmiş büyük türk. yaradan kendisinden razı olsun, cennetteki makamını yükseltsin -ki zaten razı olmuş ki mustafa kemal atatürk hakikat âleminde yer alan, kendini kurtarmış bir zattır. kul olarak hatalar yapmış olabilecekse de türkler olarak kendisinden razıyız.

okuyanlara bir gerçeği dile getireyim, hakikat âleminde 'baba'lık ruhani bir makamdır, bu nedenle bektaşi tarikatında dede'lik, baba'lık sıfatları çok yaygındır, bugünküler bilmese de o sıfatlar hakk katında verilir. anlayacağınız 'atatürk' yani 'türklerin babası' bilmeyen ama her ne hikmetse her şeyi bilen dinci tayfanın salladığı sıfatı öyle salladıkları üzere kendine verdiği bir sıfat değildir, hakk katından ona bahşedilmiştir. gandi'ye 'bapu' yani 'baba' denmesi de aynı şekildedir, o da yukarıdan almıştır o sıfatı. babalık, dedelik makamının üstünde bir makam daha vardır ki o da 'sevgili' makamıdır, işte muhammed'e edilen hitap aslında bu makamın ona bahşedilişidir. insanların bildiği yalnızca muhammed olsa da hakk'ın 'sevgilim' hitabına muhatap olmayı başarabilen başka erler de mevcuttur, günümüzde de gereğince çabalayıp çalışan, yaradan'a kendini adamış, insanlar arasında fark gözetmeyenler hakk'ın 'sevgilim' hitabına muhatap olabilir, yahut kendi içinde barışı getirmiş ve dünyaya da barış yayanlar isa mesih gibi hitaba erişebilir, hakeza incil'de "ne mutlu barışı sağlayanlara! çünkü onlara tanrı oğulları denecek." (matta 5:9) denir. gerekli olan yalnızca allah'a yeterince güvenerek yani iman duyarak kendini adamaktır. o elbet kulunu yükseltir, yüceltir.


--- afgan akademisyenin diplomalarını yırtması

muhteşem bir insan. evinde kıçı üzerinde oturup 'gerçek islam bu değil' türküleri tutturanlara karşı, gerçekten insanların ilerlemesi adına fedakârlık yapıp güzel bir davranışta bulunarak hakk katında kendisine çok güzel dönüşler sağlayabilecek bir işe imza atmış. yaradan yolunu da bahtını da açık etsin böylesi insanların.

 

--- türk

mensubu olduğuma mutlu olduğum topluluk. sıcakkanlı, hayvanlara merhamet asli özelliklerinin başında gelir, tasavvufun kalesidir. daha ne olsun?

halkın yarısının batıya özenip materyalizme düştüğü, diğer yarısınınsa arap emperyalizmini din zannettiği bir ülkede, türk ismi ve kültürü hor görülürken bu yaşamımda kültürel milliyetçi olarak gururla dikiliyorum. yaradan'a şükür, türk tasavvuf kültürüyle yüzümüzü ruha çevirdik.

bir gün yaradan'ın izniyle ve yardımıyla hem batılı hem de arapçı taklitçi zihniyeti, ikisini de aşacağız elbet.

Yorumlar